escort bayanlar ankara escort,

Cemal Süreya – 1931, 9 Ocak 1990

5

22 yıl önce bugün aramızdan ayrılan büyük şair Cemal Süreya’yı saygı ile anıyoruz. Ardında bıraktığı bir çok şiirleriyle anılan Cemal Süreya bir bakıma bizler için ölümü değil, ölümsüzlüğü yakalamıştır. Turgut Uyar şöyle dile getiyor bunu ; “Cemal Süreya ölmüş diyorlar ilahi azrail. Cemal Süreya ölür mü hiç!”  

Cemal Süreya bir çok şiirinde bana göre hep “aşk” temasını işlemiş, bu yüzden ben kendisine aşk’ın şairi diyorum.

 TRT 2 Kanalında bir söyleşisi                                                          
      

 

Cemal Süreya – Hakkında Görüşler

Melih Cevdet Anday: “Şiiri bütün fazlalıklardan kurtarmak istiyor, usun özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini gösteriyor.”

Nurullah Ataç: “Cemal Süreya mıdır nedir,(…) bir şair çıkardınız başıma.”

Ceyhun Atuf Kansu: “Soylu duyarlığın şairi.”

Orhan Kahyaoğlu: “İnsan denen karmaşık varlığa bütün yüzleriyle kucak açan ilk şair Cemal Süreya’dır. Klasikleşmiş toplumcı gerçekçiliğin hiçbir zaman kavrayamadığı noktalardan biri de budur.”

Gülten Akın: “Bir geleneği, hazır bir durumu sürdürmekle kalmayıp ona yeni şeyler katabilmiş bir ozandır o. ‘Gülün ortasında ağlıyorum’. Anlamı kullanıyor, zorluyor. Duyarlığı işliyor. Kendini alayla bitiriyor. Anlam, anlamsızlığın önüne geçiyor.”

Tomris Uyar: “Şiiri çok iyi bilen, iyi yazmaktan korkan, mükemmellikten kaçan bir şair.”

Doğu Perinçek: “Şiirin Evliya Çelebisi’dir.”

Tomris Uyar: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. Hepsi değişik. Belki temel ögeleri aynı kalıyor: politikaya, edebiyata, espriye tutkusu, çalışkanlığı, dürüstlüğü… Çok değişken biri. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üç tane apayrı.”

Ülkü Tamer: “Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı
Binikinci gece Cemal’i.
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.”

Can Yücel: “Aşk yok gayri memlekette / Cemal Süreya beri gideli”

Ahmed Arif: “Eros’tu kendi okuyla kendini vuran”

Aziz Nesin: “Jean Paul Sartre ve Cemal Süreya, dünyanın en küçük devletleri. İkisinde de bir devlet olabilecek kadar birikim var”

Turgut Uyar: “Cemal Süreya ölmüş diyorlar / ilahi azrail!.. / Cemal Süreya ölür mü hiç!”

Anıl  Meriçli ile röportajından:

-Sanat hayatınızı özetler misiniz?

-1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948’de Dostoyevski’yi okudum. O gün bu gün huzurum yoktur.

 

Cemal Süreya – Evlilikleri

İlk evliliği ortaokul aşkı Seniha ile. Babası Hüseyin Bey’in bu evlilikle ilgili kaygıları var. Seniha’nın evin geçimine katkıda bulunabilecek bir işi yok ve üstelik ailesi de yoksul. Bunu söylediğinde Cemal Süreya’nın tepkisi ağır olur. “Biz yoksul değil miyiz baba!” der ve ilk kez, babasına isyan edercesine çatalını gürültüyle masaya bırakır, çıkar gider.

“Gibisi olmayan yar”dır Seniha. Kendisi de “Gibisi olmayan bir adam”. Gibi sözcüğünü yasaklar.

Saçların mısır püskülü, gözlerin mercimek, yanakların zerdali, güvercinim, tavşanım…

Hasan Basri, birlikte yazılmış mektuplar alıyor onlardan.“Bir kelime Cemal yazıyor, bir kelime Seniha. Kalemler değişik. Seniha’nınki kahverengi mürekkep, Cemal’inki mavi. Mürekkepler icat ederdi Cemal, kırmızıyla maviyi karıştırıp kahverengi mürekkep yapardı. Sevgili sözcüğünü Seniha, Hasan’ı Cemal yazıyor; Basri’yi tekrar Seniha. Mektup öylece sürüp gidiyor.”

1967 yılında Zuhal Tekkanat’a aşık olur ve evlenirler. Teklifi ilgiçtir. Türk Edebiyatçılar Birliği Lokali’nin açılışında üçüncü karşılaşmada Cemal Süreya, çevresini saran kalabalıktan sıyrılır ve Tekkanat’ın yanına gider: “Madam ya da Matmazel çok güzelsiniz, benimle evlenir misiniz?” Tekkanat, kendisiyle alay edildiğini düşünür, öte yandan çok da heyecanlanır.  Ancak bu şekilde yapılan bir teklifin inandırıcı olmadığını ima etmek amacıyla, “Yeri geldiğinde düşünürüm,” diye yanıtlar. 1972’de Zuhal Tekkanat için şunu yazacaktır:

Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım. Sana rastladığımda susuzdum, yalnızdım, bir çırpıda içtim gözlerini.

1973 yılında hayranlarından Güngör Demiray ile evlenmeye karar verir. Zuhal Tekkanat’tan boşanır ve yeni eşini Bayan Nihayet diye niteler.

Cemal Süreya’nın kıskançlıklarıyla evliliği bunaltıcı hale getirmesi üzerine 1975’te Güngör Hanım’la anlaşarak ayrılırlar.

Seninle de yapamadıktan sonra…

Son olarak Birsen Sağnak’la evlenir. Birsen Sağnak onun için “Bayan En Nihayet”tir.

Cemal Süreya – Edebiyata Yönelişi

İlkokulda kitap bulmak bizim için kolay değildi. Yere atılmış kese kağıtlarını özenle açarak bazı tefrika parçalarını, çizgi roman bölümlerini okuduğumuz dün gibi aklımdadır. Başı sonu olmayan bir serüvenin parçası, bir yerinden kesilmiş beş altı karesi.. Elbet 1001 Roman’ı, Yavrutürk’ü düzenli olarak izliyordum. Yine de eski dergilerden koparılmış böyle parçalara bakmanın ayrı bir tadı vardı.

– İlk edebiyat ödülünü ilkokul ikinci sınıfta yazdığı kompozisyon nedeniyle Türkçe öğretmeninden alır.

Öğretmen tavşanla kaplumbağa öyküsünü anlattı bize. Dedi ki gelecek ders bunu sizler yazın… bu bir yarışmadır; birinci gelene, işte, şunu vereceğim… Ertesi derste yazdık hepimiz, verdik. Ben kazanmışım. Tek farkla: Herkes şöyle yazmış; bir tavşanla bir kaplumbağa arkadaş olmuşlardı… Ben şöyle demiştim: “Bir tavşanla bir kaplumbağa canciğer arkadaş olmuşlardı.” Ondan sonra uzun zaman tahrir ödevlerinde bu “canciğer” lafını herkes kullanmaya başladı! Tatilinizi nasıl geçirdiniz? diye bir ödev veriliyor mesela. Herkes şöyle başlıyor: Canciğer bir arkadaşım vardı…

– İlk dergiyi ilkokulda sınıf arkadaşı Altan’la çıkarır.

Bir sürü “birinci sayı”çıkardık. İki hafta uğraşır derginin yazılı çizili bölümlerini tamamlar, “tefrika”larını kaleme alırdık. Fiyatı: 1 kuruş. Sınıftaki kızlara satardık. Altan’ın babası okul müdürü. Okuldaki yazı makinesini kullanmamıza izin verdi.

İlkokul üçüncü sınıfta Osman Ağabeyi’nin getirdiği Suç ve Ceza’yı döne döne okur. Karamazov Kardeşler’i beş kere okur. Tutkulu bir Dostoyevski hayranı olarak, kendi hayatında onun kahramanlarının karşılıklarını bulur.

Dostoyevski okudum, o gün bugündür huzurum yok.

Onu yeni şiire yönelten Ahmet Muhip Dranas olur. Dranas’ın “Kar” şiirini kendi deyişiyle “bin kez” okur. Ezberlesinler diye başkasının defterine yazar.

Cemal Süreya – Genel Hatlarıyla Hayatı

Cemal Süreya 1931’de Erzincan’da bir yük vagonunda doğdu. yıl sonra 1937’de ailesiyle birlikte Dersim isyanı sürgünleri arasına yine bir yük vagonunda katıldı. Hayatında derin izler bırakan bu sürgünü, aşağıdaki dizelerle anlattı:

Bizi bir kamyona doldurdular Tüfekli iki erin nezaretinde Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar Tarih öncesi köpekler havlıyordu Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.

Bilecik’teki sürgünden sonraki durağı lise eğitimi için geldiği İstanbul’du. Haydarpaşa Lisesinde parasız yatılı okuyordu. iseyi bitirince Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nde okudu. er zaman çok sevdi İstanbul’u. Öğrenciyken ya da devlet memuru olarak çalışmak zorunda olduğu Ankara’dayken bile, “Şair dediğin İstanbul’da yaşar” dediği kentini özledi. Bu yüzden, “İyi kalpli üvey ana” diye tanımladı Ankara’yı. 953’te ilk şiiri “Şarkısı Beyaz” Mülkiyeliler dergisinde yayımlandığında üniversiteden yeni mezun olmuştu. eşitli edebiyat dergilerine de yazı ve şiirler yazıyordu. Süreya kısa süre sonra, şiirdeki yalın anlatımı savunan Garip akımına tepki olarak 1950’lerde ortaya çıkan ve başını Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın çektiği şiirdeki 2. Yeni Akımının öncü şairlerinin arasına girdi. Ocak 1990’da aşağıdaki dizeleri yazıp, ertesi gün dünyaya gözlerini kapadı.

Ölüyorum tanrım, bu da oldu işte Her ölüm erken ölümdür, biliyorum tanrım

Ama ayrıca aldığın bu hayat, fena değildir…

Üstü kalsın…

Ailenin soyadını sürdürecek ilk erkek çocuk olarak yaşının üstünde yetkilerle donatılır. Kız kardeşleri hatta amca çocuları doğduğunda, adlarını o verir. Hemen karşılarında bir ev vardır. Daha büyük, daha zengin, daha gösterişli bir ev. Evin kızı 18 yaşında, adı Perihan. Cemalettin daha 6 yaşında. Kız kardeşinin adını Perihan koyar.

Sürgünün altıncı ayında ölür annesi. Henüz yirmi üç yaşında. Düşük yapmış, kanama durdurulamamıştır. Cemalettin yedi yaşında. Ağlamaz, sızlamaz, acısı içine oturur. Annesinin ölümü için seneler sonra şunu yazacaktır: “Küçük kalbimdeki kuş ölmüştü.”

Sevdiği her kadında annesini arar. Sevdiği her kadın öbür yarısıyla annesi olur. Bu arayış, “Beni Öp Sonra Doğur Beni”de doruğa ulaşır.

Annem çok küçükken öldü Beni öp, sonra doğur beni

Babası Hüseyin Bey işi gereği ayın on beş günü dışarda ve çocuklarıyla arasında hep bir mesafe vardır. Birlikte olduğu sayılı günlerde de özlemini duyduğu yakınlığı kuramaz babasıyla. Yanındayken bile hasrettir ona. Yitirdim ya da hiç olmadı sanıyordum Oysa karışık bir anı gibi Seni uyurken öpmesi gibi babanın Bir ilkkar tomurcuğu gibi Babasının boşluğunu amcası doldurur. Memo amca, kendi çocuklarından bile üstün tutar Cemalettin’i. Öldüğünde nüfus cüzdanından iki fotoğraf çıkar, biri Cemal Süreya’nın. Cemal Süreya da, oğluna onun adını verir.

Haziran 1957’de nafia şoförü Hüseyin Bey, bir trafik kazasında hayatını kaybeder.

Sen ki gözlerinle görmüştün 57’de

Babanın parçalanmış beynini

Kağıt bir paketle koydular mezara

İstesen belki elleyebilirdin de

Ama ağlamak haramdı sana.

 

Cemal Süreya – Dostlukları

Ahmed Arif ile arkadaşlığı neredeyse akrabalıkla taçlanacakmış ama olmamış. Ahmed Arif öylesine hayrandır ki Cemal Süreya’ya, yüzünü bile görmediği kız kardeşi Ayten ile evlenmek ister. Cemal Süreya’nın duyguları da ondan farklı değil. “Evlen kız,” der, “Türkiye’nin en iyi şairi!”. Ayten önce şaşırır ama sonunda ağabeyinin sözünü dinler. Zafer çarşısında buluşmak üzere sözleşirler; gelin ve damat adayı tanışacak. Bekle bekle Ahmed Arif yok! Cemal Süreya ertesi gün öğrenir ki, temiz bir gömleği olmadığı için gelememiş.

Sezai Karakoç’la sonradan uzaklaştılarsa da, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ayrılmaz ikiliydiler. Etüt salonuna çıkıp, herkes ders çalışırken, onlar sevdikleri kızlara otuz sayfalık manzum mektuplar yazarlardı. Sezai Karakoç, Cemal Süreya hakkında bir yazısında ondan şöyle bahsediyor: “Zekâsı, gece gündüz şiirle yoğruluşumuz ve dünyama büsbütün kapalı olmaması arkadaşlığımızın temel taşlarıdır diyebilirim. Arasıra tartışsak bile bu, iplerin büsbütün kopmasına sebep olmazdı. Bir nevi, yan yana akan, birbirine karışmayan iki su gibiydik.”

 

Cemal Süreya – Aşkları

– Aşkta ilk yenilgisi ilkokulda.

23 Nisan geldi. Müsameredeki oyunda başroldeydim. Ama o gün Altan’ı çok kıskandım. Dans bilmiyordum. Öğrenemeyecek kadar da utangaçtım. Altan bütün kızlarla dans etti .

– Orta ikide sınıfın en güzel kızı Seniha’ya aşık. Seniha’nın kızıl saçlarına dalıp gidiyor, derslerde Seniha’yı seyrediyor.

O zamanlar içinde yaldızlı noktalar olan kırmızı mürekkep vardı. Özel, süslü olsun diye bununla yazıyordum. Kızıl Mısralar diye bir şiir yazdım tahtaya. Şöyle başlıyordu: Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu Masmavi defterime kızıl satırlar doldu.

Bütün okul öğrenir Cemalettin’in aşkını. Yaşça büyük arkadaşlarından Abdullah Macit, Cemalettin’i uyarır: “Yahu ne yapıyorsun, sana komunist derler!” Şimdi sözcükler de, mürekkebin rengi de değişir.

Seni sevdiğim anda her şeyim yeşil oldu Masmavi defterime yeşil satırlar doldu

– Bir röportajında aşkı “aynı masada mektuplaşmak” olarak tanımlar. Ütopyası ise “kendi mektubunun postacısı olan kız!”dır.

– İlk eşi Seniha hamile iken Üvercinka adını taktığı bir kıza âşık olur. Ne zamandır hayalini kurdukları kızlarının doğumunun ardından bambaşka duygular içindedir. Üvercinka ile vedalaşır ve şunu yazar:

Acıların adını, ağustos koymalılar

– Üvercinka, Cemal Süreya’nın 58 yıllık hayatında, bir giz olarak kalır. Ne yüzünü gören olur, ne adını bilen.

 

Cemal Süreya – Kendi Dilinden

– İnsan her durumda başka biridir.

– Anlamıyorum, yoksa burs mu veriyorlar birbirlerini sevmeyenlere?

– Her şairin ilk yapıtı, bir kumaşın ilk metresi gibidir. Şair bütünüyle o ilk yapıtta, ilk dizelerde saklıdır. Gerisi boş laf!

– Paris’te kadınlara neler diyordum. ‘Sözlerin var ama dudak izlerin yok sözlerinde.’

– Çok az yazmak kötüdür, çünkü örnek ortaya çıkmaz. Çok yazmak da formulü ele verir, şiirin nasıl yazıldığı ortaya çıkar. Formül ortaya çıktı mı da, şair yitmeye başlar.

– Her ilişkinin ayrı bir uygarlığı vardır.

– Bugün ölsem, tamamlanmamış bir şiir olarak kalır. Ama zaten hiç tamamlanamaz nitelikte bir şiirdir de. Diyelim ki bir yolcunun gelişigüzel notları.

– Hayatımı başka hiçbir hayatla değiştirmek istemediğime göre, demek ki mutsuz değilim.

– Şiir bizde olandır. Düzyazı bizde kalandır.

– Sevmenin bin türlüsü vardır, sevmemenin bir.

 

Cemal Süreya – Kısa Sözleri / Şiirlerinden Kısa Alıntılar

Önce sevdiğiniz terk eder sizi,ardından uykunuz. Sonra ne sevdiğiniz geri gelir, ne de uykunuz.

Annesinden dayak yediği halde, yine ‘Anne’ diye ağlayan bir çocuktur aşk.

Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur…

Cevap veriyorum Zamanla herşey geçer diyen akıllılara; “Geçen tek şey zamandır anlayan, anlatsın anlamayanlara.

Madem sevmiyorsun o zaman sahip çık gözlerine ! Dönüp dolaşıp değmesinler gözlerime.

Denir ya aşk iki kişilik, yalan! Aşk bile bile delilik. Bide hayat müşterektir denir. Buda yalan çünkü aşk acısı hep tek kişilik.

Üzülme değmez sözünü duymaktan sıkıldım. Değmeyenlere zaten üzülmem. Üzüldüğüm şey; Değmeyenlere… yüreğimin değmiş olması.

Hayatta gözyaşlarımı hakedecek bir insan görmedim. Ya benim gözyaşlarm gereksiz,Yada uğruna gözyaşı döktüğüm insanlar değersiz.

Küçükken anneme mezarlıktan korkuyorum dediğimde ‘ölüden değil, diriden kork’ demişti. Zamanla anladım ki; annem yine haklıydı.

Kimseyi suçlama, Suçlanacak biri varsa o da sensin. Sonuçta o sana küçük bir umut verdi, Sen ise ona herşeyini verdin.

Küçükken aldığım dışı güzel, İçi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. Aranızdaki tek fark; O elmalı, Sen ise el’malı.

Kim demiş aşk uğruna ölmek zor ? Uğruna ölünecek aşk bulmak zor .

Seni soruyorlar… Öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi? İkiside imkansız değil mi? Çünkü biliyorum; Asla geri dönmezsin Ve biliyorsun; Sen benim için asla ölmezsin!

Gitmekle gidilmiyor ki… Gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.

Üşüyor musun ? Üzülme bee ! gel yanıma.. O kadar yaktın ki canımı; Isınırsın. Üşümezsin bir daha.

Sözcükler değişiyor, Anılar sözcüklerini değiştirmiyor.

Aşktın sen, gidişinden bildim seni…

Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.. Varsın yara içinde kalsın dizlerim, Yüreğim kadar acımaz nasıl olsa.

Zαmαn lαzım sadece, unutαcαksın ! Nαsıl unuttuysαn çocukluğunu, kırılαn oyuncαklαrını.. Kırılαn kαlbini de öyle unutαcαksın.

Yarın bizi beraber görenler kimdi o yanındaki diye sorarlarsa beni detaylı anlatma. Kısaca; ömrümün geri kalanı dersin.

Bir gün seni bırakırım ya tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu evet, gün geliyor, bıkıyorum senden, ama istanbul´dan bıkmak gibi bir şey olur bu…

Sen dedi; intihar gibisin. Hem herkes tarafindan bir kez düşünülen hem de cesaret edilemeyen.

Allah’ım bana öyle bir eş nasip et ki; ömrümün son demlerinde bile gözlerine baktığımda kalbim ilk gün ki gibi çarpsın!

Uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle. Ben yarına bakarım yanımdakilerle.

Birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını; onar onar, söve söve iniyorum şimdi!

Gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. Sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.

Bir isteğim var sadece senden, onun kokusunu al getir, onu saçlarını al getir, hatta mümkünse onu al getir bana rüzgar.

İlişkimize bi süre ara verelim cümlesinin tercümesi, Senden iyisini bulursam ne ala. Bulamazsam sana geri dönerim “dir.

Elimde olsa bir yasa çıkartırdım ; Sevgiler ertelenmeden, geciktirilmeden söylenecektir…

Sonunda sen bir gün gelirsin diye, çok şeyin adı küçük yazıldı.

 

Cemal Süreya’dan Yusuf Atılgan’a yazılmış bu mektup 23 Mayıs 1979 tarihlidir

Cemal Süreya’dan Yusuf Atılgan’a yazılmış bu mektup 23 Mayıs 1979 tarihlidir

 

Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum. Çünkü, onlar düşe düşe yüzmeyi öğrenmişler…

Unutsun beni demişsin, bu bana imkansız geliyor. Çünkü unutmam için önce seni hatırlamam gerekiyor.

Hep alçak sesle konuşan biri de vardı ki, kederini soylu kılmak için yüreğindeki kurşun yarasına aşktandır derdi.

Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, Kırk yılın hatrına sen kalayım….

Yüzü Güzele Kırk Günde Doyarsın, Huyu Güzele Kırk Yılda Doyamazsın..!

Bir kez daha diyeyim: Özenle katlanmış bir mendil gibisin Sil beni N’olur kırk yıllık kirim pasım gitsin.

Hani çok su verince ölürmüş yα çicekler, Birisini de çok sevince bırαkıp gidiyormuş meğer..

Belki o herşeye değecek kadar değerli senin için; ama sen de, onun için kendini hiç edecek kadar değersiz değilsin.

Mutlu olmanın yolunu, karşıdakini mutlu etmek sanıyorduk. Yanıldık! Çünkü ne kadar mutlu ettiysek, o kadar yalnız kaldık.

Gülen gözlerinin bebeğinde kendimi görebilmekti dilediğim; keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Özlemek, ölmek’ten sadece iki harf fazla be çocuk.

Önemli olan hastalıkta sağlıkta değil, yalnızlıkta yanımda olman.

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki.

Seni bir kere öpeyim desem ikinin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem, üçün boynu bükük.

Kim istemez ki mutlu olmayı ? Ama mutsuzluğa da var mısın?

Konuşabilmek ile konuşmayı bilmekarasında büyük bir fark vardır. Mesela çoğu insan ikincisini bilmez.

İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol.

Tam unuttuğunu sanırsın, Karşına çıkar tebessüm eder ve yine bağlar seni kendine.. Yine inanırsın yalan olduğunu bilsen bile.

Parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. Biraz heyecan, biraz da salıncağı ‘başkası kapacak’ korkusu işte.

Ne zaman bu sehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. Gidersem dönmem çünkü biliyorum…

Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler, razı olma hiçbir sessizliğe. Biliyorsun seni seviyorum.

Neydi aramızdaki fark biliyor musun.. Ben senin sadece gözlerinle meşgulken, Sen yarın ne giyeceğini düşünüyordun.

Hayatımda ilk kez birisi bana “Kendine çok dikkat et” dedi sadece. Anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde.

Nasıl bilirdiniz? sorusuna, ”Tanıyamamışım” deyip geçtim…

Benimsin demeden önce, Seninim demeyi bilmeli insan.

Aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, Meğer her masala seni anlatarak başlarmış. ‘Bir varmış, Bir yokmuş.

Yeter, aklından çıkar artık onu diyor kimileri. Siz de aklınızla değil de, yüreğinizle sevseydiniz anlardınız beni.

Sana seni seviyorum dediğim kadar, Anneme peki anneciğim deseydim; Hazırdı cennetteki yerim.

Acı çektikçe insan olgunlaşırmış.. yalan be ! İlk önce kalbin kırlır, sonra çürümeye başlarsın.

Sevmek güzel meslek, Ama zor. Can dayanıyor dayanmasına Ama yürek gitti gidecek.

Küçük Bir Çocuğun Yokuş Aşağı Koşması Gibi Seni Düşünmek… Biraz Heyecan, Biraz da Düşecekmiş Korkusu.

iki şey: aşk ve şiir mutsuzlukla beslenir biri biri ona dönüşür.

Aslında ayrılıklαr değilde, Gidenin sevmediği hαlde ‘ Seviyorum ‘ demesi en çok koyuyor insana.

Düşenin dostu olmaz’ derler kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi.

Umutta ‘mut’ varsa umutsuzlukta da ‘umut’ var.

Çektiğin acı kadar olgunlaşırsın dıyorlar fakat olgunlaşa olgunlaşa çürüdük bilmiyorlar !!

Bir kağıda sensizlik yazdım. Yine de çok hoşuma gidiyor.. Çünkü sen’sizlik kelimesi bile sen’le başlıyor.

Kadın susarak gider. Eğer bir kadın şikayet ediyorsa, erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının…

Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir…

Sesinde ne var biliyor musun? Ev dağınıklığı… İki de bir elini başına götürüp, rüzgarda dağılan yalnızlığını düzeltiyorsun.

Bir daha beni sevdiğini söyleme ! Neden biliyor musun ? Çünkü yine inanırım.

Aklıma bile gelmiyorsun artık.. O kadar kalbimdesin ki.

Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan, ‘Ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum.

Belkide.. Evet belkide sen, hiç haketmemiştin beni. Oysa ben; Her halinle kabullenmiştm seni.

Çocuk olsam yeniden.. Bir tek düştüğüm için acısa içim, Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece .

Keşke şöyle yapsaydım belki severdi deme. O senin için ne yaptı da sevdin sanki ? Akıl işi değil, gönül sevdimi gerisi bahane.

Yine yanlış yerlerde bekledik birbirimizi.

Herkes az buçuk sarhoş, herkes bir şeyler söylüyor. Ama yalnız ikimizin sözcükleri sarmaşdolaş.

Yağmur oLsan binLerce damLa arasından buLur tutardım seni . Çünkü korkarım; toprak aLdıgını vermiyor geri. . .!

Ertesi gün sana kavuşmayacağım için, uyumadığım geceler var benim..

Son çırpınışımdın sen insanlar arasında , Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Gerçekten seven insan hiçbir şeyi mazeret etmemeli. Seviyorsa söyleyebilmeli, söyleyemiyorsa sevmiyordur bitti…

Ben nerde bir çift göz gördümse, tuttum onu güzelce sana tamamladım, sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu.

Uğraşamayı bırak artık dünle ve dünündekilerle. Bir de hep yanında olanlarla yarına bakmayı dene.

Ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? Bakma sen yanlış demiş eskiler, Kendi kendine konuşana deli değil, yalnız derler.

Gözlerinden uyku akan bir taksinin içindeyim, geçip gidiyorum bütün hayatımı da seni de…

Bazen öyle yorar ki aşk insanı, bıktırır hayattan.. Ve kapayınca gözlerini birdaha açmak istemez insan.

Sana gelince, ah sen yok musun sen! Bir daha raslar mıyım sana? Günlerin ne getireceği bilinmez ki.

Gölgene bak, beni anlamak istiyorsan; O kadar yakın, ama sana asla dokunamayan.

Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin.. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin.

Annem gözyaşları için ekmek kırıntısı gibi değerlidir derdi. Üstüne basıp geçenlerin çarpılışını görmek için bekliyorum seni.

Git’ diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan.Ben de sana ‘sev’ diyorum mesela.Sevebiliyor musun?

Bir kadını ortadan ikiye böl. Yarısı annedir, Yarısı çocuk. Yarası sevgili …Yarası Aşk.. Duyanlar bunu bilmez, Görenler anlamaz bunu ! Yarısı rivayettir, Yarası gece.

Göz göze gelebilirseniz, ipi kopmuş bir uçurtma, hızla uzaklaşır bakışlarından.

Pişman değilim, kırgınım biraz ama üzülmüyorum. Çünkü gittiğinde yeni birşey öğrendim: artık her Seviyorum diyene inanmıyorum.

Güvenebileceğiniz ve sırtınızı dayayabileceğiniz sadece bir kişi vardır. Bu kişi annenizin kocasıdır ve çok ‘baba’ bir adamdır.

Her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu. Kim sorarsa saat kaç diye,cevabım hep aynı; O’na doğru.

Ama kadınlar, Tanrım… Öyle sevdim ki onları, gelecek sefer dünyaya Kadın olarak gelirsem, eşcinsel olurum.

Çok yoruldum sevgili; daha fazla yorma beni. Ben fazlasıyla ödedim zaten, uğrunda kaybettiklerimin bedelini.

Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! Sen büyü hele, Bak ne oyunlar oynayacaklar seninle.

Hiçbir αşkın αrdındαn ‘geçmiş olsun’ denmez . Çünkü gerçekten ‘αşk’sa zαten geçmez.

Doğru yerde yanlış kişi olmadık ama yine de sevilmedik. Anladım ki; yanlış yerde, doğru kişi olduğumuz için terkedildik.

Seni seviyorum”dan daha özel bir cümle de var: Sana güveniyorum. Çünkü herkes herkesi sevebiliyor; ama herkese güvenmiyor .

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan. Sen yüzüne sürgün olduğum kadın,

Kardeşim olan gözlerini unutamadım. Çocuğum olan alnını ,sevgilim olan ağzını, Dostum olan ellerini unutamadım.

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini.

O Beni Herhalde Sevmiş! Oysa Ben Onu Her Halde Sevmiştim.

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, bir yanlışı düzeltircesine açmış.

Denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni.. Boğulacakmışım gibi.

Sana yolculuk yapmak istiyorum, kes yüreğine giden bir bilet; Can kenarı olsun!

Seni olduğun gibi seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur .

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.

Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu. Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.

Tüm anneler hep tanımadıklarına güvenme derler, kötü olur sonu. Düşünüyorum da tanıdıklarımıza güvendikte ne oldu.

Sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim. Ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlayamaz.

Boğαzımα tαkıldı sevdαn.. 3 kere sırtımα vur helâl de; Alışık değilim hαrαmα, ondαn olαcαk herαlde..

S’onsuzluk istemiştim ben aslında; ama S’yi biraz sessiz söylemişim galiba.

Uzaktan seviyorum seni.. Kokunu alamadan, boynuna sarılamadan, yüzüne dokunamadan.. Sadece seviyorum.

Aramızdaki savaş nasıl anlatılır şimdi. Onun yüreği filistin’di ben oraya yerleşmeye çalışan batılı çocuk.

Hayat benimse eğer kimse karışamaz ve biliyorum ki herkesle dost olunmaz. “Aşka gelince birkere sevdim işte, birdaha işim olmaz.

Bir şeyiniz olayım sizin, hani nasıl isterseniz, oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz; dünyanın bir ucuna birlikte gider miyiz?

Aşklarda bakım istiyor, öğrenemedin gitti.

En az benimki kadar annemin de ahı tutar sana. Burnumdan getirdiğin süt, onun sonuçta.

Sesinde ne var, biliyor musun? Söyleyemediğin sözcükler var.

Keşke birini tam kaybetmeden, Ona olan tüm sevgimizi haykırabilsek…

Bir kırıldık, daha da kırılırız. Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza…

Bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. Ondan tüter Sevda sözleri…

Cenaze arabalarını süslemek gibidir yokluğunu yazmak, Ne kadar güzel olsa da ölüm taşır.

ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti çünkü iki kişiydik.

Niye mi koşarsın böyle ufka doğru. Pir Sultan mı ısmarladı seni,kızılırmaktan öte Sivas’a doğru.

Öyle sevdim ki seni öylesine sensin ki! kuşlar gibi cıvıldar tattırdığın acılar…

Yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi birşey.

Seni ne zaman uyurken hayal etsem, Affediyorum …

hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka keşke yalnız bunun için sevseydim seni

kuşlar toplanmış göçüyorlar; keşke yalnız bunun için sevseydim seni

Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem, Yalnızlığın başkenti orası.

Karşıdaп karşıya geçer gibi sev beпi: Önce baпa, soпra bana soпra yine baпa bak.

Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!

Yarından bir şeyler beklemekle geçiyor ömrümüz.

Önce öp sonra doğur beni.

Çok günah işledim, korkuyorum.. Ayaklar altına al beni anne ! Cennete gitmek istiyorum.

Yoksuluz, gecelerimiz çok kısa. Dörtnala sevişmek lazım.

Saat 12’den sonra her içki şaraptır.

Sevmek çiftleşmek değil, tekleşmektir..

Özledim.. Söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin.

Güzelsin sevgilim. Ama çok yakından.

Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı.

Her ölüm erken ölümdür.

İki çay söylemiştik orda, biri açık, Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Kehanet adlı kısacık bir şiir buldum. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Özgürlüğün geldiği gün, O gün ölmek yasak!

Uysal sevgilim, ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim Elimde uçuk mavi bir kalem, cebimde iki paket sigara Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz. Her şey seni bekliyor, her şey gelmeni içeri girmeni senin elinin değmesini gözünün dokunmasını ve her şey tekrarlıyor seni nice sevdiğimi.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez…

 

Cemal Süreya – Şiirlerinden Seçmeler

 

1994 ELİYLE, SAMANYOLU’NA

Yaşadım, Tanrım,
Yarım ve uluorta,
Bir dahaki hayatta,
Varsa öyle bir hayat,
Şiir yazar mıydım,
Bilmiyorum.

Ama kadınlar, Tanrım,
Öyle sevdim ki onları,
Gelecek sefer
Dünyaya
Kadın olarak gelirsem,
Eşcinsel olurum.

Cemal SÜREYA

 

 

ADAM

Adam şapkasına rastladı sokakta
Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
Bir kadın kimbilir kimin karısı
Adam ne yapıp yapıp hatırladı.

Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı
Adam yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.

Cemal Süreya

 

 

AFRİKA

Afrika dediğin bir garip kıta
El bilir âlem bilir
Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in
Hâlâ eskisi gibi çizilir
Haritalarda

Cemal SÜREYA

 

 

AŞK

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların
dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Cemal Süreya

 

BALZAMİN

Sen el kadar bir kadınsındır
Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli
Bazı ağaçlara kapı komşu
Bazı çiçeklerin andırdığı
İş bu kadarla bitse iyi
Bir insan edinmişsindir kendine
Bir şarkı edinmişsindir, bir umut
Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da
Saçlarınla beraber penceredeyken
Besbelli arandığından haberli
Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda
Sevgili

Cemal SÜREYA

 

BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ

Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.

Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
– uykusuzluğun sütlü inciri –
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

Cemal SÜREYA

 

BU BİZİMKİ

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk ,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice’inkine
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.

Cemal Süreya

 

CIGARAYI ATTIM DENİZE

Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin

Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu

1954
Cemal SÜREYA
(Üvercinka)

 

DÜELLO
Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal SÜREYA

 

DÜŞÜNCESİ DEĞİL, KENDİSİ

Çiçekleri sulayan adamın
Bir sürü adı vardır.
Üsküdara’a at yollar.

Fırat suyu bütün bir bölgeyi
Takma adlarla dolanmak
Zorundadır.

Ölüm güney yarımkürede
Çok sığ ve sonsuz geniş
Bir ırmaktır
Ganj da derler ona

Ölüm deyince

Zamansızlığın ortalarında
İstanbul’da enderun ağaları
Padişahın buyruğuyla
Kartopuna tutar birbirini

(Sıcak Nal)
Cemal SÜREYA

 

EDİP CANSEVER

Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.

Cemal SÜREYA

 

FOTOĞRAF

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

Cemal SÜREYA

 

GECE BİTKİLERİNDEN

Gece bitkilerinden korkuyorum,
Hayır, geceleri bitkilerden!
Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
Bana açtığın her telefon.

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

An ki fıskiyesi sonsuzluğun
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal SÜREYA

 

GÖÇEBE

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber
Ay kana kana batıyor
Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe’nun
resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın’da
bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da
Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu
Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

Cemal SÜREYA
(Göçebe)

 

GÜL

Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin

Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene

Cemal SÜREYA

 

Ğ Vitamini

Bilginlerimiz sağolsunlar
Bir vitamin buldular
Çalışınca azıcık;

Yumuşak G vitamini:
Ulusalcılık!

(Uçurumda Açan)
Cemal SÜREYA

 

GÜZELLEME

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

İşe bak sen gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
Bunların konuşması olur öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.

Cemal SÜREYA
(Üvercinka)

 

HÜKÜMET

Bu hükümet
Pir Sultan’a pasaport vermiyor,
Onu anladık.

Yunus Emre’ye de
Bası kartı vermiyor,
Onu da anladık.

Ama bu hükümet
Ferman çıkarmış
Karacaoğlan’ı
Otobüse bindirtmiyor.

(Yeni Yaprak, sayı:11. Kasım 1989)
Cemal SÜREYA

 

İNTİHAR

Sen tam tabancayı
Şakağına dayamışsın;
Kapı açılıveriyor
Ve üstündekileri
Bir bir fırlatıp atan
Bir leylak sesi…

Cemal SÜREYA

 

MEZARTAŞI ÇİÇEKLERİ

70.000 aşk ve 90.000.000 dize:
Ünlü şair İlhan Berk burda yatıyor!
N’olur yolcu, sevaptır, sakın üşenme,
Yukardaki sayıya bir sıfır da sen ekle.

Cemal SÜREYA

 

NEHİRLER BOYUNCA KADINLAR GÖRDÜM

Porsuk nehrinin geçtiği kadınlar
Hepsine yüzer kere rastladım en azdan
Umustsuz sevdalara tutulmak onlarda
Bozkıra doğru seyrele seyrele yaşamak onlarda
Verdi mi adama her şeylerini verirler
Ben gördüm ne gördümse kadınlarda
Porsuk nehrinin geçtiği

Kızılırmak parça parça olasın
Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı
Taş toprak arasında türküler arasında
Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan
Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı
Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını

Dicle kıyılarına tiren varınca
Büyük bir gökyüzü git allahım git
Genel olarak önce kaşları görünür
Sonra bütünsüz uykuları kaşla göz arasında
Yanaklarında çıban izi taşıyan kadınlar
Gül kurusu

Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar

(1955)
(Üvercinka)
Cemal SÜREYA

 

ÖLÜM

Ölüm geliyor aklıma birden ölüm
Bir ağacın gövdesine sarılıyorum.

Cemal SÜREYA

 

ÖNCELEYİN

Önce bir ellerin vardı yaşnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi

Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üstüne kodum kuralları
Her şey işte böyle oldu önce

1954
Cemal SÜREYA
(Üvercinka)

 

SAYIM

Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni

Cemal SÜREYA

SÖZ YİTİMİ

1.
Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının
Altını mı çizdiriyorlar bize?

2.
Ellerimizde küçük kağıt kutular
Yüzlerimiz asılsız.

3.
Bir yere geldik ki
Hiçbir sokağın adın yok.

4.
Binlerce çocuk,
Siyah-beyaz bir kuşak,
Ötelerden sessizce.

5.
Cebimde bir paket sigara
Bir tırnak makası
Bir mendil
Ve bir küçük yaratık
Ne olduğunu bilmediğim.

6.
Bir yere geldik ki
Güneş heyy!
Ay, ayy!
7.
Bu toptan içine devrildiğimiz
Bu bir şey, bir değirmi,
Anlatılmaz bu, bu bir gülümseme.

8.
Öteşiirde
Batar çıkar sözcüklerimiz.

(Sıcak Nal)
Cemal SÜREYA

ŞİİR

İstanbullar geminin altında
Kadınları sorarsan onlar da öyle
Şişeler de geminin altında, Güzin de
Allahtan beni kimsecikler görmüyor
Canımın istediğini yapıyorum
Çırılçıplak sularda yıkanıyorum, utanıyorum
Güzin utanmak istiyor ama nerde
Nasıl utanacak bu boş şehirde

Güzin utanmak gerektiğini ileri sürüyor
Boyuna ileri sürüyor, gözleri mavi
Güzinciğim ufak bir kadın bir öpüşlük canı var
Hakkın var diyorum utanıyorum
Ama İstanbullular kadınlar deniz yıldızları
Hepsi hepsi geminin altında
Şişeler de orda çuvalın üstünde
Elimle koymuş gibi biliyorum

Cemal SÜREYA

 

ŞU DA VAR

Bir de sen koynumda yatıyorsun
Güzelsin güzelliğin mutlak amenna
Kızlığın masanın üstünde
Kocana saklıyorsun

Oysa koca da ne benim kollarım var
Soy bir portakal yedir bana dilim dilim
Ben Uzunminareliyimdir doğma büyüme
Ne yapıp yapıp denizi görmek isterim

Cemal SÜREYA

TABANCA

Sigara içenlere ateş etmeyiniz
Evli bir kadınla rakı içerken
Rozet gibi göğsüne takmış cesaretini
Ben Mitridat’tan sözettim siz etmeyiniz

Eski bir Osmanlı paşası gibi
Feodaliteyi süpüren bıyıklarıyla
İstanbul, İstanbul uzakta
İstanbul’a ateş etmeyiniz

Tutalım yanılıp ateş ettiniz
Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini
Eski hececilerin şiirlerini bir de
Ben çok seviyorum siz de seviniz

Cemal SÜREYA

 

TEK YASAK

Özgürlüğün geldiği gün
O gün ölmek yasak!

Cemal SÜREYA

 

TURGUT UYAR

Ak odada oturur
Kapısı penceresinden çok

Gözlerinde yıldızlar
Serin yerde durur

Bir elinde kadeh
Öbürünü yarasına bastırır

İnşaattan ses gelir
Bir şeyi okşar gibidir

Uzanıp durmuş mahçup
Işığagöçerin şarkısı

Dönülmez dizeler içinde
Onunkiler gülaçılır

Öldüğü gün
Hepimizi işten attılar

Cemal SÜREYA

 

ÜSTÜ KALSIN

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…

Üstü kalsın…

Cemal SÜREYA

 

ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Cemal SÜREYA

 

YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ

Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan

(1957)
Üvercinka
Cemal SÜREYA

 

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

 

KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA

Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop’un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken şurda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Gözün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında

Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir bugün
Bir çeşme gibi akabilir cumartesi
Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızların göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimelerin altında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık dökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır belleğin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında

Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde

Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde

Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde

Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savunur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında

 

VAR

Şu senin bulutsu sesin var ya
Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi

Yataklar var konuşmak için
Öpüşmek için telefon kulübeleri

Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,
Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.

Tanrılar sofrası amma karanlık
Yiyemem tek lokma yiyemem orda.

Şu senin tutkulu sesin var ya:
Ortak güzellik artı yara izi.

Tutar ellerinden kaldırırsın
Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.

Yeni törenler gerek bize
Yeni törenler Ñ kimi zaman eski.

Dert etme, bütün dilleri içerir
Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.

Şu senin dolayık sesin var ya
Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,

Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,
İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında,

Kimlik denetimi yaptıktan sonra
Resimli roman okuyan bir er gibi giderici.

Şu senin alçaktan sesin var ya
Pencereler var burnumun kemiğinde sızı.

Aşklar var unutulmamak için,
Boğulmak için ilk sevgili.

 

ÜLKE

Saat Çini vurdu birden: pirinççç
Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
Kasketimi eğip üstüne acılarımın
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin
Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.
Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman
Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Kardeşim olan gözlerini unutamadım
Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
Dostum olan ellerini unutamadım
Karım olan karnını ve önlerini
Orospum olan yanlarını ve arkalarını
İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
Nasıl unuturum hiç unutamadım
Kibrit çak masmavi yanardı sesin
Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
Karadeniz’e karışırdı ordan Akdeniz’e
Ordan da daha büyük sulara

Geceyse ay hemen tazeler minareleri
Kur’an sayfaları satılan sokaklardan
Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
Ölüm uçar çocuk yüzlere
Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
Damağımda dilinin yosunlu tadı
Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

Bir başak ufak ufak bildirir Konya’yı
O başakta o Konya’da seni ararım
Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
Para basma yetkisini Fırat’ın suyunu Palandöken’i
Erzincan’ın düzünü asma bahçelerin dibini
Antalya’nın denizini o denizin dibini
Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
Bir günler şölenlerle egemen ülkende
Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
N’olur ağzından başlıyarak soyunmaya
Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
Çık gel bir kez daha çıkıntılardan
Çık gel bir kez daha bozguna uğrat

 

8.10 VAPURU

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgârda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Söylediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.

 

İKİ KALP

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

 

Güz Bitiği, http://www.yasamaugrasi.com/kultursanat/siir/guz-bitigi.html

A’dan Z’ye Cemal Süreya

Aramızdan, 9 Ocak 1990’da ayrılan ünlü şair Cemal Süreya’nın, hayatı boyunca 40’a yakın ev değiştirdiği ve bunun onda bir adres sorununa yol açtığı belirtiliyor. Cemal Süreya’nın, kendi ifadesiyle 13 değişik takma ad kullanması da onun için ilginç bir anekdot oluşturuyor. Yapı Kredi Yayınları’nca yeniden düzenlenen ‘Kitap-lık’ dergisinin bu ayki sayısının eki olarak Nursel Duruel’in hazırladığı kitapta, 13’ncü ölüm yılı dolayısıyla Cemal Süreya konu ediniliyor. ‘A’dan Z’ye Cemal Süreya’ adlı kitapta, ‘adres’in Cemal Süreya için “adeta bir takıntı, bir sorun” olduğu anlatılıyor. Buna göre, “Sürgünlük, yatılı okullar, mesleği dolayısıyla sürdürdüğü göçebe hayat, değişen eşler, evlilikler ve hayatın pratik yanıyla ilgili acemiliği” Cemal Süreya’nın sürekli bir düzen kurmasına olanak vermez.

 

Şair, değiştirdiği evlerin sayısını, son şiir kitabı ‘Güz Bitiği’nde şöyle belirtiyor: “Hiçbir semtte berberin olmadı,/ 1954-1980 yılları arasında,/ 26 yılda 28 ev değiştirdin;/ Leke kuşağı nasıl tanımaz seni.” Kitapta bu 26 yıllık hesabın, şairin Mülkiye’den mezun oluşundan emekliye ayrılışına kadarki süreyi kapsadığı belirtilerek, “Altı yaşına kadar Erzincan’da, daha sonra Bilecik’te ailesiyle birlikte oturduğu evler de hesaba katılır ve buna emekliliğinin ilk yıllarında değiştirdiği evler de eklenirse sayı kırka ulaşır” hesabı yapılıyor.

CEMALETTİN SEBER’DEN, CEMAL SÜREYA’YA
“A’dan Z’ye Cemal Süreya”da, nüfus cüzdanında “Cemalettin Seber” yazılı olan şairin, bu adı yapıtlarında kullanmadığı kaydediliyor. Ece Ayhan ile 1987’de “Şehir” dergisinde yaptıkları “Kıyı Bucak” başlıklı konuşmalarda Beyoğlu 37. İlkokulu’nun ikinci sınıfındayken, adından, soyadından, okulundan, mahallesinin adından, sokağının adından utandığını söyleyen Cemal Süreya, bunu şöyle açıklıyor: “Düşün: adım Cemalettin, soyadım Seber (ki anlamı yok, herkes yanlış anlıyor); Pürtelaş Mahallesi’nde oturuyoruz, sokağımızın adı da Tavukuçmaz… Okulum da ahşap bir yapı; A, B, C diye şubeleri olmayan çok küçük bir okul, Pürtelaş’ın anlamını da bilmiyorum. Yıllar sonra anladım gerçeği: O adlar (benim kendi adım dışında) ne güzel adlarmış.” Yazar olmaya karar verdiğinde de yazara yakışır bir ad bulmaya girişir ve Cemalettin’i kısaltarak, yanına “Süreyya”yı ekler, zamanla “Seber”den vazgeçer. 1956’da yayınlanan “Elma” şiirinin son dizesinde adının bir harfini attığını duyurur ve bunun nedeni olarak bir iddiayı kaybetmesini gösterir. Yakın çevresine göre ise asıl neden “Üvercinka” başlıklı şiirinin esin kaynağı olan ve şiirin yayınlanmasından kısa süre önce ayrıldığı sevgilisidir.

13 TAKMA AD
Kitapta, Cemal Süreya’nın özellikle gençlik yıllarında kullandığı başka takma adlar ise şöyle belirtiliyor: “Pazar Postası ve Vatan gazetesindeki yazılarında Osman Mazlum, Ali Fakir, Dr. Suat Hüseyin; Papirüs dergisindeki şiir çevirilerinde Hasan Basri; Kazgan’daki şiir ve desenlerinde Cemasef; Mülkiye dergisindeki karikatür ve desenlerinde Charles Suares; Feyzi Halıcı’nın Konya’daki Çağrı gazetesinde Suna Gün; Sivas’ta çıkan Su dergisinde Ali Hakir, Hüseyin Karayazı, Adil Fırat… Ve diğerleri, Genco Gümrah, Ahmet Gürsu, Birsen Sağanak…”

CİNS ŞAİR
Kitapta, Cemal Süreya’nın kendisi için “büyük şair” değil, “cins şair” tanımını uygun gördüğü ve şunları söylediği aktarılıyor: “Sözgelimi Baudelaire benim için cins şairdir, Victor Hugo ise büyük şairdir. Büyük şair, galiba kitlelerin duygularını veya onların isteklerini yansıtmış, büyük temalara yönelmiş kişidir. Cins şairler ise hayatı, dünyayı daha çok kendi imbiklerinden geçirmişlerdir. Abdülhak Hamit büyük şairdir, Yahya Kemal hem cins hem büyük şair. Nazım Hikmet de öyle, hem cins hem büyük şair.” Cemal Süreya, şiirini ise “Güneşten yırtılan caz, kavaldan akan gökyüzü” diye tanımlıyordu.

“ÜSTÜ KALSIN”
Cemal Süreya, 1931 yılında Erzincan’da doğdu. 1954’te Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda çeşitli görevlerde bulundu. 9 Ocak’ta İstanbul’da öldü. Kabri Kulaksız Mezarlığı’nda olan şair, yayınlanmayan son şiirinde “üstü kalsın” diyordu: “Ölüyorum tanrım/ Bu da oldu işte./ Her ölüm erken ölümdür/ Biliyorum tanrım./ Ama ayrıca aldığın şu hayat/ Fena değildir…/ Üstü kalsın.”

 

Cemal Süreya – Biyografi

1931 yılında, o zamanlar Tunceli’ye bağlı olan ve daha sonradan Erzincan’a geçen, Pülümür ilçesinde dünyaya gelen ve Dersim İsyanı nedeniyle, göç etmek zorunda bırakılan ailesiyle sürgüne gönderildi.
1947 senesinde Bilecik Ortaokulu’ndan, 1950’de de Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olan Süreya, 1954’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirmesinin ardından Maliye Bakanlığı’nda müfettişlik yapmaya başladı. Temmuz 1965’te görevinden ayrılarak 1961’de kuruculuğunu yaptığı Papirüs dergisini yeniden çıkarmaya başlayan Süreya o sırada hayatını, yaptığı Fransızca çevirileri sayesinde idame ettiriyodu.

1971 senesinde tekrar Maliye Bakalığı’ndaki işine dönen Süreya 1978 yılında Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayın Kurulu Danışma Üyesi oldu. 1982 senesinin Şubat ayında müşavir maliye müfettişliğinden emekli olmasının ardından yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük ve çevirmenlik de yapan Süreya, Papirüs’ü üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, 15 günlük Yazko Somut ve haftalık 2000’e Doğru dergilerinde de köşe yazıları yazdı.

1983 yılında, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevini üstlenen Süreya emekliliğinden sonra bir dönem, Oluşum, Türkiye Yazıları, Saçak ve Maliye Yazıları gibi dergilerin kültür-sanat bölümlerinde yöneticilik de yaptı.

İlk şiiri olan “Şarkısı-beyaz” Ocak 1953’te, Mülkiye dergisinde yayınlanan Süreya, şiire lisedeyken aruz denemeleriyle başlamasının ardından üniversite yıllarında serbest vezinle yazmaya yöneldi.

Şiirlerindeki şekil, muhteva ve anlatım özellikleri ile kısa sürede okuyucuların dikkatini çeken Süreya, 1950’lerin başında oluşan İkinci Yeni şiir akımına katıldı. Zamanla İkinci Yeni hareketinin önde gelen şairlerinden biri pozisyonuna gelen Süreya, şiirde anlamsızlığı savunan görüşleri benimsemedi; geleneğe karşı olmasına rağmen geleneğin yeniliklerini kullanmayı seçti. Doğu ve Batı şiirinin birbirini tamaladığı değil, birbirine karşı geldiği noktada yer almayı seçen Süreya, şiirinde cinselliği işlerken toplumsal ve etik değerlere de sırt çevirmemeye çalıştı.

Yazılarında sorunları çözümlemeye çalışmak yerine yeni sorular sorma üslubunu benimseyen Süreya, denemelerinde de kendi görüşlerini belirtmektense diğer şairlerin düşencelerini incelerdi. Siyasal konulara da değinen Süreya’nın, Hürriyet Gösteri ve Milliyet Sanat’ta yayımlanan günlüğü, otobiyografi, anı ve deneme türlerinin bir sentezidir.

Üvencinka eseriyle, Arif Damar ile birlikte 1958 yılının Yeditepe Şiir Ödülü’nün sahibi olmaya hak kazanan Süreya’nın Göçebe adlı eseri ise 1966 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Toplu şiirleri 1984 yılında Sevda Sözleri adı altında basılan Süreya, 9 Ocak 1990 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Hayatı boyunca 4 kere evlenen ve 29 farklı evde oturan Süreya’nın bu yaşam tarzı şiir ve yazılarına da yansıdı. 4 Kasım 1989 imza tarihli miras yazısında, eşine bıraktığı iki halı, kütüphane, çiçeklerin tümü, büyük ayna, bütün kitaplarının telif hakkının yarısı, kendisini ve bütün notlarını eşine bıraktığını belirten Cemal Süreya adına, ölümünden sonra bir şiir ödülü verilmeye başlandı.

Süreya’nın hayatı ölümünden sonra Feyza Perinçek ve Nursel Duruel tarafından, 1995 senesinde, Cemal Süreya / Şairin Hayatı Şiire Dahil ve 1997’de de Cemal Süreya Arşivi adıyla iki kitap olarak yayımlandı.

Eserleri;

Düzyazı

Şapkam Dolu Çiçekle (1976) Günübirlik (1982) Onüç Günün Mektupları (1990, ö.s.; YKY 1998) 99 Yüz (1991; YKY 2004) 999. Gün / Üstü Kalsın (1991) Folklor Şiire Düşman (1992) Uzat Saçlarını Frigya (Günübirlik’in yeni basımı: 1992) Aydınlık Yazıları / Paçal (1992) Oluşum’da Cemal Süreya (1992) Papirüs’ten Başyazılar (1992) Günler (999. Gün’ün genişletilmiş basımı: YKY 1996) Güvercin Curnatası (Cemal Süreya ile konuşmalar: haz. Nursel Duruel, YKY 1997; genişletilmiş basım: YKY, 2002) Toplu Yazılar I: Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar (YKY 2000)

Şiir

Üvercinka (1958; Yeditepe Şiir Armağanı) Göçebe (1965; 1966 TDK Şiir Ödülü) Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973) Sevda Sözleri (Uçurumda Açan ile birlikte toplu şiirleri: 1984) Sıcak Nal ve Güz Bitigi (1988; Behçet Necatigil Şiir Ödülü) Sevda Sözleri (bütün şiirleri: 1990, ö.s; YKY 1995)

 

 

 

 

Share.

About Author

5 yorum

  1. Böyle güzel bir şairi böyle güzel anlattığınız için teşekkür ederim. Hazırlayanın ellerine sağlık.

  2. yüksek lisans tezimde bana yardımcı olan bu değerli siteye ve cemâl süreya ile ilgili bu değerli yazıları yazan yazarımıza canı gönülden teşekkürü bir borç bilirim.

  3. böyle güzel bir çalışmaya doğru olmayan şu laf yakışıyor mu hiç!

    Turgut Uyar: “Cemal Süreya ölmüş diyorlar / ilahi azrail!.. / Cemal Süreya ölür mü hiç!”

    1985 yılında ölen turgut uyar , nasıl olur da böyle bir laf etmiş olabilir. bu lafı cemal süreya söylemiştir, turgut uyar için

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: