Tanrı Öldü – Friedrich Nietzsche

0

Tanrı Öldü, Tanrı İnsana acımasından öldü!

Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!

______________________

Gündüz gözü fener yakıp sokaklarda durmadan: ‘Tanrı’yı arıyorum!’, ‘Tanrı’yı arıyorum!’ diye bağıran deliden sözedildiğini duydunuz mu? Ne çok Tanrı’ya inanmayan vardı. Onun bu feryatları gülüşmelere neden oldu. ‘Acaba bir çocuk gibi mi kayıp oldu?’ diye sordu birisi. ‘Saklanıyor mu?’, ‘Bizden mi korkuyor acaba?’, ‘Göçmen mi?’ Sokaktaki halk birbirine bu soruları bağırarak soruyor ve gülüşüyordu. Deli kalabalığın arasında karıştı ve kendisine gülen bu insanları şöyle bir süzdü. ‘Tanrı nereye gitti?’ diye bağırdı, ‘Bunu size söyleyeceğim!’ diye devam etti.

‘Biz onu öldürdük… Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz! İyi de bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl boşaltabildik? Karayı denize bağlayan bu zinciri çözdüğümüzde ne yapmış olduk? Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!

Biz, katiller kendi aramızda birbirimizi nasıl teselli edebiliriz? Dünyanın bugüne kadar sahip olduğu en kutsal ve en güçlü şey kanlı bıçağımızın altında can verdi. Bizi bu kandan kim temizleyecek? Hangi su, bu kanı temizleyebilir? Bu suçun cezasını nasıl ödeyeceğiz? Hangi kutsal oyunu icat etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için fazla büyük. Yalnızca ona layıkmışız gibi görünmek için, bizim Tanrı olmamız gerekmez mi? Hiçbir zaman böylesine büyük bir eylem olmamıştır ve her ne olursa olsun, bizden sonra doğabilecek olanlar bu büyük eylem yüzünden şimdiye kadar hiçbir tarihin olmadığı kadar büyük olan bir tarihe ait olacaklardır!’

_____________________________

Tanrı olgusunu çürütmek, aslında yalnızca soyut Tanrı’yı çürütmektir.

_____________________________

Gündüz gözü fener yakıp sokaklarda durmadan: ‘Tanrı’yı arıyorum!’, ‘Tanrı’yı arıyorum!’ diye bağıran deliden sözedildiğini duydunuz mu? Ne çok Tanrı’ya inanmayan vardı. Onun bu feryatları gülüşmelere neden oldu. ‘Acaba bir çocuk gibi mi kayıp oldu?’ diye sordu birisi. ‘Saklanıyor mu?’, ‘Bizden mi korkuyor acaba?’, ‘Göçmen mi?’ Sokaktaki halk birbirine bu soruları bağırarak soruyor ve gülüşüyordu. Deli kalabalığın arasında karıştı ve kendisine gülen bu insanları şöyle bir süzdü. ‘Tanrı nereye gitti?’ diye bağırdı, ‘Bunu size söyleyeceğim!’ diye devam etti.

‘Biz onu öldürdük… Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz! İyi de bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl boşaltabildik? Karayı denize bağlayan bu zinciri çözdüğümüzde ne yapmış olduk? Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!

Biz, katiller kendi aramızda birbirimizi nasıl teselli edebiliriz? Dünyanın bugüne kadar sahip olduğu en kutsal ve en güçlü şey kanlı bıçağımızın altında can verdi. Bizi bu kandan kim temizleyecek? Hangi su, bu kanı temizleyebilir? Bu suçun cezasını nasıl ödeyeceğiz? Hangi kutsal oyunu icat etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için fazla büyük. Yalnızca ona layıkmışız gibi görünmek için, bizim Tanrı olmamız gerekmez mi? Hiçbir zaman böylesine büyük bir eylem olmamıştır ve her ne olursa olsun, bizden sonra doğabilecek olanlar bu büyük eylem yüzünden şimdiye kadar hiçbir tarihin olmadığı kadar büyük olan bir tarihe ait olacaklardır!’

_____________________________

Günümüzde cereyan eden olayların en büyüğü Avrupa’da şimdiden kendisini duyumsamaya başladı. Şurası doğrudur ki, böylesi bir olayı kavrayabilmek için yeterli bir bilgiye sahip olanların sayısı azdır. Bu olay, insanlara bir güneşin bir daha doğmamak üzere batması, eski ve derin bir bilincin artık bir kuşkuya dönüşmesi gibi gelir…

İhtiyar dünyamız gün geçtikçe ister istemez daha karamsar, daha kuşkucu, daha yabancı ve daha eski bir görünüme bürünür. Bu büyük olayın ilk sonuçları tanımlanması güç olan yeni bir türün, ışığın, mutluluğun, rahatlamanın, sükûnetin, yüreklendirmenin ve gün doğuşunun habercisi olmuşlardır…

Böylece biz hür felsefeciler, ‘eski Tanrı’nın öldüğünü’ öğrendiğimizde, yeni bir gün doğuşunun ışığıyla aydınladığımızı duyumsuyoruz: Kalbimiz büyük bir minnetle dolup taşıyor.

İşte sonunda, çok belirgin olmasa da önümüzde açılan yeni ufuklara doğru yelken açıyoruz. Bu ufuklarda hür ve tehlikelerden uzak yolculuk edebileceğiz. Deniz bize kucak açıyor. Belki de şimdiye dek böylesi engin bir deniz hiç görülmemiştir.

_____________________________

Ah kardeşlerim, yarattığım bu Tanrı, insan yapıtı, insan çılgınlığıydı, bütün Tanrılar gibi!

_____________________________

İnsanın varoluşundan hiç kimse sorumlu değildir. İnsanın şu ya da bu şekilde olmasından, onun şu ya da bu koşullarda bulunmasından hiç kimse sorumlu değildir. İnsanı yolundan saptırıp belirsiz bir amaca doğru yönlendirmek saçmalıktır. Amaç düşüncesini biz uydurduk. Aslında amaç diye bir şey yoktur.

Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrı’nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.

_____________________________

Tanrının ölümünü, büyük bir reddedişe ve kendi üzerimizde sürekli bir zafere dönüştürmezsek, bu kaybın bedelini ödemek zorunda kalırız.

_____________________________

Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu.

_____________________________

Daima daha temiz, daima daha uzak olarak düşünülen bir tanrı ile daima daha günahkâr insan arasındaki ayrılığın yarattığı gerginlik, insanlığa zorla kabul ettirilen en büyük kuvvet sınavlarından biridir. Günahkârlar için Tanrı sevgisi bir mucizedir. Yunanlılar tanrısal bilgi ile insan bilgisizliği arasında niçin böyle bir gerginlikle karşılaşmadılar? Bu iki uçurumu birleştiren köprüler, var olmayan yeni yaratıklar olsalar gerek (Melekler mi? Vahiy mi? Tanrı’nın Oğlu mu?)

_____________________________

Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki?
Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben.

_____________________________

Eski Yunanlıların din duygusunda bizi şaşırtan yan, ondan dolu dizgin fışkıran o bolluk, o minnet bolluğudur: Böylece doğanın ve yaşamın karşısında duran, çok soylu bir insanlar türüdür! Daha sonra, Yunanistan’da budak saldı -Hıristiyanlık hazırlandı.

_____________________________

Buda’nın ölümünden sonra yüzyıllar boyu mağarada onun gölgesini gösterdiler -korkunç ve dehşet verici bir gölgeydi bu. Tanrı ölmüştür ama, insan öyle bir yaratıktır ki, daha binlerce yıl boyunca gölgesi kimi mağaralarda belki hâlâ gösterilecektir. Ya biz? Onun gölgesini de yenmek zorunda kalacağız biz.

_____________________________

Ancak raksedebilen bir Tanrı’ya inanabilirim ben.

_____________________________

Luther: “Bilge insanlar olmasaydı Tanrı’nın kendisi de var olmazdı.”, demiş ve doğru demiş. Ama: “Akılsız insanlar olmasaydı Tanrı yine de var olabilirdi.”, Luther bunu söylememiş işte.

_____________________________

Bir gün bana şöyle dedi şeytan: “Tanrının dahi kendi cehennemi vardır: bu, insana sevgisidir.”

Ve şöyle dediğini işittim geçenlerde: “Tanrı öldü: insana acımasından öldü Tanrı.”

_____________________________

Dinlerin Kaynağı Üzerine. – Bir insan nasıl olursa nesneler hakkındaki kendi fikrini vahiy olarak algılayabilir? Bu, dinlerin doğuşu ile ilgili bir sorundur. Bu tür bir olay ne zaman cereyan etmişse, orada olayın gerçekleşmesine uygun bir insan bulunmuştur. Buradaki önkoşul, o kişinin önceden vahye inanıyor olmasıdır. Artık günün birinde birden bire yeni düşüncelerini kazanır. Ve kendi büyük dünyasını ve varlığını kapsayan varsayımın mutlu edici etkisi bilincine öylesine etkileyici bir şekilde girer ki, kendini böyle bir uhrevi mutluluğun yaratıcısı olarak duyumsamaya cesaret edemez ve bunun nedenini ve yine o yeni düşüncenin nedeninin nedenini tanrısına mal eder: tanrısının vahyi olarak. Bir insan nasıl olur da böyle büyük bir mutluluğun yaratıcısı olabilir! -der kötümserin kuşkusu. Buna gizliden gizliye başka manivelalar etki eder: Örneğin insan bir düşünceyi vahiy olarak duyumsamak suretiyle kuvvetlendirir, böylelikle varsayımı ortadan kaldırır, bu düşünceyi eleştiri ve de kuşku ortamından çıkarıp kutsallaştırır. Böylelikle insan kendini her ne kadar bir organona indirgerse de, sonuçta düşüncelerimiz tanrı düşüncesi olarak galip gelir… sonunda galip kalmanın bu duygusu, o aşağılanma duygusuna karşı üstünlük kazanır. Bir başka duygu da arka planda rol alır: Eğer insan kendi ürününü kendisinin üzerine çıkarıp görünürde kendi değerini hesaba katmazsa, yine de her şeyi dengeleyen ve dengelemekten de fazlasını yapan baba sevgisinin ve baba gururunun övgüsünü alır.

_____________________________

Hıristiyanlığın tüm öteki dinlere olan üstünlüğü, bir söze sahip oluşudur (Ne hokkabazlık): Sevgisinden söz eder. Böylece de esinle dolu bir din olmuştur (Oysa öbür iki yaratışında Musevilik dünyaya kahramanca ve destani dinler sunmuştur). Sevgi sözünde öyle belirsiz, öyle coşturucu, anıya ve umuda öylesine hitap eden bir şey vardır ki; en geri zekâlı, en katı yürekli kimseler dahi bu sözün ışıltısıyla yine de bir şey duyarlar. En zeki kadın, en bayağı erkek bu sözü duyunca -hatta aşk tanrısı Eros onları pek avucuna almamış da olsa- tüm ömürlerinin en az bencil anlarını düşünüler. Ve ana babalarının, çocuklarının, yavuklularının sevgilerini tatmamış olan o sayısız insanlar; özellikle cinsel duyguları yücelmiş o erkeklerin hepsi Hıristiyanlıkta bir hazine bulmuşlardır.

_____________________________

Hıristiyanlık dünyayı çirkin ve kötü görmeye; karar verince dünya da çirkin ve kötü oldu.

_____________________________

İlk Hıristiyanlığın istediği biçimdeki inanç; Güneyin o kuşkucu ve özgür düşünceli insanları arasındaki Hıristiyanlığa çoğu kez ulaşan biçimdeki inanç, (o insanlar ki, ardlarında felsefe okullarının yüzyıllarca süren kavgaları vardır ve bu kavgaları içlerinde taşırken üstelik Roma İmparatorluğu’nun hoşgörülü eğitimiyle yetişmişlerdir) işte bu inanç, hiç de o hırçın ve hantal inananların inancı değildir. Nitekim bir Luther, bir Gromwell ya da kuzeyli herhangi başka bir barbar kimse, tanrılarına ve Hıristiyanlıklarına onunla bağlanmışlardır. Daha çok Pascal’ın korkunç olan inancıdır ki, aslın sürekli bir intiharına benzer. -inatçı, dokuzcanlı, kurt gibi kemirici, tek defada ve tek vuruşta öldürülemez bir akıldır o. Hıristiyan inancı daha başlangıçta bir özveridir: Her türlü özgürlüğün, her türlü gururun, her türlü düşünce bağımsızlığının feda edilişidir -ve aynı zamanda da: Kölelik, kendini küçümser -kendini sakatlamadır o.

_____________________________

Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu.

_____________________________

Her kilise bir Tanrı insanın mezarı dikilmiş taştır: Onun dirilişini zorla önlemeye çalışır.

_____________________________

Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki?

Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben.

_____________________________

Dindeki en derin anlaşmazlık şu: “Kötü insanların dini yoktur.”

Hıristiyanlık “doğa kötüdür”, diyor. Öyleyse Hıristiyanlığın doğaya aykırı bir nesne olması gerekmez mi? Yoksa o, kendi yargısına uygun olarak, kötü bir nesne olacaktı.

_____________________________

Dünyada, hiç olmazsa dinleri yıkmak için, yeterince din yok.

_____________________________

İnsan en çok kendi Tanrısı’na karşı dürüst davranamaz: Günah işlememeli.

_____________________________

İsa’nın Yaptığı Yanlış. – Hıristiyanlığın kurucusu, insanlara günahları kadar hiçbir şeyin acı çektirmediğini düşünüyordu. Yanlışı bu oldu: Kendini günahsız hisseden, bu noktada deneyimi eksik olan bir kimsenin yanlışı! Nitekim ruhu da olağanüstü ve hayalci bir merhametle doldu, bir kötülüğe doğru yöneldi. Fakat günahı icat etmiş olan kendi ümmeti, böylesi bir hâlden pek seyrek olarak büyük bir kötülüğe uğramışçasına acı çekiyordu. Ne var ki, Hıristiyanlar efendilerine hemen hak verme konusunda anlaştılar ve onun yaptığı yanlışı bir gerçek hâline sokarak kutsallaştırdılar.

_____________________________

Hıristiyanlık ve İntihar. – Hıristiyanlık, oluştuğu sırada hüküm süren büyük intihar salgınından yararlanarak onu kudretinin bir desteği gibi kullandı, yasak olmayan iki intihar tarzına izin verdi ancak. Bunları yüksek bir paye hâline soktu, en büyük umutlarla süsledi, tüm öteki intihar tarzlarına ise korkunç yasaklar koydu: Fakat din uğrunda şehit olmaya ve çile doldururken yavaş yavaş yok olmaya izin vardı.

_____________________________

Çok Yahudi. – Tanrı sevilmek istiyor idiyse adalet dağıtmaktan vazgeçmekle işe başlamalıydı: Bir yargıç, hoşgörür de olsa, sevgiye konu olamaz. Hıristiyanlığın kurucusu bu nokta üzerinde yeteri kadar ince duygulu olamadı; … Yahudi’ydi çünkü.

_____________________________

Din Savaşı. – Din savaşı yığınların bugüne dek gerçekleştirdikleri en büyük ilerleme olmuştur: Yığınların düşünceleri saygı ile karşıladıklarını kanıtlamıştır çünkü.

_____________________________

İnananların Değeri. – Çarmıha gerilmiş bir zavallı bile olsa bu inanç için herkese cennet vaat eden, ona inanılmasına değer veren kimse, korkunç şüpheyle inliyor ve çarmıha gerilmenin her türünü biliyor olmalı: Yoksa kendisine inananları böyle yüksek bir fiyata satın almazdı.

_____________________________

Kuşkuya Günah Olarak Bakmak. – Hıristiyan çemberi kapamak için elinden geleni yaptı ve şüpheyi günah olarak ilan etti. İnsan akıl olmadan bir mucize tarafından inanca yöneltilmeli ve bundan sonra onun içinde en aydınlık ve en belirgin unsurun içindeymişçesine yüzmelidir. Bir kıyıya bakış, belki de sadece yüzmek için orada bulunulmadığı düşüncesi, anfibik doğamızın hafif bir hareketi bile… günahtır! Bununla inancı nedenlere dayandırmanın ve keza onun kökeni hakkında düşünmenin de günah olarak yasaklandığını görmek gerek. Dalgalar üzerinde kör ve sarhoş olmamız ve bir de edebi bir şarkı, dalgaların içinde ise aklın boğulmuş olması isteniyor!

_____________________________

Tanrı önünde ha! – Ama bu Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar, bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi.

Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Ancak şimdi geliyor büyük öğle, ancak şimdi efendi olabilir yüksek insan!

Bu sözleri anladınız mı, ey kardeşlerim? İrkiliyor musunuz ne: yüreğiniz mi sersemleşti? Uçurum mu açılıyor önünüzde? Cehennem köpeği mi havlıyor size?

_____________________________

Acıması, utanma nedir bilmezdi: benim en kirli köşelerime dek sokulmuştu. Bu son derece meraklı, aşırı sokulgan, aşırı acıyan Tanrı, ölmek zorundaydı.
O hep beni görüyordu: ya öc alacaktım bu tanıktan, ya da ölecektim.
Her şeyi, insanı dahi gören Tanrı, -ölmek zorundaydı! İnsan böylesi bir tanığın yaşamasına katlanamaz.

_____________________________

Hıristiyanlık Ölüm Döşeğinde. – Gerçekten aktif insanların içinde artık Hıristiyanlık yok ve düşünsel orta sınıfın daha ılımlı sayılabilecek büyük kısmı sadece uygulanabilir, yani tuhaf bir şekilde basitleştirilmiş bir Hıristiyanlığa inanıyor. Sevgisinde her şeyi bizim için sonunda en iyi olacak şekilde oluşturan bir tanrı; bize erdemimizi, mutluluğumuz gibi alıp veren bir tanrı; öyle ki, her şey hep yolunda ve iyi gidiyor ve yaşamdan hoşnut olmamak, hatta onu suçlamak için bir neden kalmıyor. Kısaca: Teslimiyet ve alçakgönüllülük tanrısallığa yükseltiyor… Hıristiyanlıktan arta kalan en iyi ve en canlı şey. Ne var ki, bununla Hıristiyanlığın yumuşak bir ahlakçılığa dönüştüğünü dikkate almak gerek. Hem sadece “tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük”, hem iyilikseverlik ve dürüst zihniyet egemen olacak diye bir inanç arta kalmalı ki: Bu, Hıristiyanlığın can çekişmesinin kolaylaştırılmasıdır.

_____________________________

Hıristiyanlık ve Duygulanmalar. – Hıristiyanlıktan kaynaklanan felsefeye karşı popüler büyük bir protesto da duyulur: Eski bilgelerin aklı, insanlara duygulanımları salık vermemişti, Hıristiyanlık onu onlara geri vermek istiyor. Bu amaca yönelik olarak filozofların yorumladığı şekliyle -aklık duygulanım üzerinde galibiyeti biçiminde- erdemin ahlaksal değerinin bütününü inkâr ediyor, akıllılığı tamamen mahkum ediyor ve duygulanımları kendilerini en büyük güçle ve haşmetle dışa vurmaları için kışkırtıyor: tanrıyı sevme, tanrıdan korkma, tanrıya fanatik biçimde inanma, tanrıdan körü körüne umutlanma olarak.

_____________________________

Brahmanlık ile Hıristiyanlık. – Kudret duygusu reçeteler var: Bir kez bunlar kişilerin kendilerine hakim olabilmeleri için ve bu sayede çok önceden beri güç duygusu ile birlikte olanlar için var. Birinci tür insanlara Brahmanlık, ikinci tür insanlara Hıristiyanlık özen gösterdi.

_____________________________

“Peki ormanda ne yapıyor ermiş?” diye sordu Zerdüşt.
Ermiş cevap verdi: “Türküler düzüp söylüyorum ve bu türküleri düzerken, gülüyor, ağlıyor ve mırıldanıyorum: böyle övüyorum Tanrıyı.

Türkü söyleyerek, ağlayarak, gülerek ve mırıldanarak övüyorum benim Tanrım olan Tanrıyı. Peki sen armağan olarak bize ne getiriyorsun?”
Zerdüşt bu sözleri işitince, ermişi esenledi ve dedi: “Ne vereyim ben size! Çabucak gideyim de bir şey almayayım sizden!” -ve ayrıldılar böylece, yaşlı adamla Zerdüşt, iki çocuk gibi gülüşerek.

Ama Zerdüşt yalnız kalınca, şöyle dedi gönlüne: “Nasıl olur! Bu yaşlı ermiş, Tanrının öldüğünü daha işitmemiş ormanında.”

_____________________________

Bir zamanlar Tanrıya karşı işlenen günah en büyük günahtı, ama Tanrı öldü, onunla birlikte öldüler o günahkârlarda.

_____________________________

Ve Tanrılarını, insanları çarmıha germekten başka türlü sevmeyi bilmiyorlardı!

_____________________________

Çarmıha gerilen İsa’ya karşı şarap tanrısı Dionysos. Çelişme burada; öldürülmelerinde hiçbir fark yok ama, anlamı ayrı: İkinci durumda yaşamın kendisi, onun sonsuz bereketliliğini, sonsuzdönüşü, acı çekmeyi, yıkılmayı, yok olma iradesini gösterir. Birinci durumda ise İsa’nın çektiği acı ve onun masumluğu, yaşam aleyhinde tanıklık eder ve onun mahkumiyetine neden olur. Anlaşılacağı üzere sorun, acının anlamındadır: Bir Hıristiyanca anlam, bir de trajik anlam. Birincisi kutsallığa; ikincisi ise büyük bir acıyı haklı göstermek için oldukça kutsal sayılacak bir varlığa yol açar.

Trajik insan ise, bu ölümlü dünyadaki en mutlu kaderi bile inkâr eder: Acizdir, yoksuldur, yaşamdan tüm biçimleri altında acı duyacak kadar biçaredir.

Çarmıhtaki Tanrı, yaşam üzerinde ağır basan bir lânetlemedir; bundan kurtulunması gerektiğini gösteren bir işarettir.

Paramparça doğranan Dionysos ise bir yaşam umududur: Sonsuza dek yeniden doğar, kendisinin yok oluşundan tekrar doğar o.

_____________________________

Yalvarırım kardeşlerim, dünyaya bağlı kalın; size dünyadakinden üstün umutlardan sözedenlere inanmayın! Bilerek ya da bilmeyerek, sizi zehirliyorlar onlar.

_____________________________

Ve diğer taraftan Hıristiyan meditasyonunun ve kavrayışının mirasçıları olmak istiyoruz…

_____________________________

…tüm Hıristiyanlığı bir hiper-Hıristiyanlıkla aşmak ve ondan kurtulmakla yetinmemek…

_____________________________

Artık Hıristiyan değiliz. Hıristiyanlığı aştık, çünkü çok uzakta değil de çok yakınında yaşadık ve özellikle çünkü Hıristiyanlığın içinden çıktık: Aynı zamanda hem daha sert hem de daha nazik olan dindarlığımız bizim bugün hâlâ Hıristiyan olmamızı engelliyor.

_____________________________

Eğer zevkle verirlerse inananların verdiği şöyle bir kararı kim kabul etmek istemez ki: “Bilim gerçek olamaz, çünkü tanrıyı inkâr ediyor. O halde tanrıya dayanmıyor. Bu durumda gerçek değil”… çünkü tanrı gerçektir. Yanlış, kararda değil, önkoşuldadır. Nasıl mı? Eğer aslında gerçek olmasaydı ve aslında bu ispatlansaydı? Eğer o insanların kendini beğenmişliği, iktidar hevesi, sabırsızlığı, korkusu, baştan çıkma ve dehşet kuruntusu olsaydı?

_____________________________

Kesin Çürütme Olarak Tarihi Çürütme. – Vaktiyle tanrının olmadığı kanıtlanmaya çalışılıyordu… bugün tanrının olduğu inancının nasıl ortaya çıkabildiği ve bu inancın neyle ağırlık ve önem kazandığı gösteriliyor. Böylece tanrının olmadığı konusunda karşı kanıta gerek kalmıyor. -Eskiden ortaya konan “tanrının varlığının kanıtları” çürütüldüğü zaman, bu çürütülenlerden daha iyi deliller bulunamaz mı diye hâlâ bir şüphe vardı. Eskiden ateistler işi kesin bir şekilde çözmeyi bilmiyorlardı.

_____________________________

Çok Şarklı. – Ne? İnsanları kendisine inanmaları koşuluyla seven bir tanrı ha? Bu sevgiye inanmayanlara korkunç gözlerle bakan, tehditler savuran bir Tanrı! Ne yani! Her şeye kadir bir Tanrı duygusu saklı kalmak koşuluyla bir sevgi! Onur duygusunu da, öcalma susamışlığını da altedememiş bir sevgi! Ne kadar Şark’a yaraşır şeyler bütün bunlar! “Seni seviyorsam sana ne bundan?” İşte bir söz ki bütün Hıristiyanlığı eleştirmeye yeter.

 

Kaynak ; Ayrintinet

Share.

About Author

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn