Nilgün Marmara – Daktiloya Çekilmiş Şiirler’den..

0

Daktiloya Çekilmiş Şiirler (Şiir)
Nilgün Marmara
Everest Yayınları,
İstanbul, Kasım 2006 (3. Baskı)
ISBN: 975-289-356-2,
171 Sayfa,

Nilgün Marmara Kimdir?

 

“Şimdi’nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor…”

 

“Ben mi koştum bu hünsalığa ?

Gece taşarken kadın topuklarından,
Bilerek ya da bilmeden sevdim diyenler,
Yasını kazarken yüreğimin.
Güz mü yanlış rengiyle ?
Kışlar mı yaşam aralığı kadına?
Kutlandık ezgisi böyle uzak,
Yalnızlık, yalnızlık bitimsiz.
Gece: ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim: eksik cennetim benim.

{Düz Bahar}”

 

Söylerim elbet tarihimin binbir parçasını
Ağlarım okyanus derinliğince
Bozgunumu içselleştirsem ve bağlansam tutkuyla, yanan boğazlara karışırak
Hangi halkayla bağlardım bulanık taşları saydamlığa?
{Aralık 1980- N.Marmara}

 

“Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin,
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi…
Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden,
Kalıvermeliyim öyle kaskatı!  (Ocak 1982 / “Savrulan Beden”)”

 

“Sen ben ağlarken
Avucum bir deniz mi çocuk?
Meleksi birliktelik içre,
Göksel haleyle çevrelenmiş
Ölümün ve yaşamın ikircilliği.
Ulaşamadığımızın bilirken olduğunu
İspanya sevilla, manzanilla…. isimler…..?

boğuk şeytancıklı bir ses siyahi
İletiyor titreşimleri kızıl fırıldak.
Sözcüğü diyor söndüreceğim yerinde
Sezinlediğim biçimi
Gireceğim güllerin bahçesine
Orada duracak
Beni vuracak.”

 

”Ilık bir süzülüşle
geri dön hayat,
bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
örtsün bakışımı,
görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
düşsün hayatı suya…”

 

“O zaman da aynı karanlık
aynı yarasaydı,
Manolya delirmezden önce.
Büyükannemizin kocaman bakla bir evi,
Uzun pencereleri vardı, sedirinde
ölü doğmuş fareler pembeliği.
Okurduk leziz balgamlı gazetelerini
büyükbabamızın,
Okşarken ve korkarken erkek anamızdan,
Babamız bir gılman, pir şefkat,
Acımızın cümbüşünde sarsak bir kukla,
O yokuşta onursuz müezzin kuşları,
Sabaha karşılar, akşama karşılar hep,
Dizleri topunun diplerimiz olmuştu,
Uzun uzadıya bir fener alayı…

Karanlık aynı, yarasa ayna,
bu eller bu yüz’den yıkandıktan,
Manolya delirdıkten sonra.

Ağustos, 85 / Manolya”

 

“Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.

Ne zamandır ertelediğim her acı,
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir –
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
Dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!

Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
uykusunu bölen derin arzudan.
Büyüsünü bir içtenlikten alırsa
Kendi saf şiddetini yaşar artık,
-bu şiir –
Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
Sevda ile seslenir sizlere!

Kuğuların Ezgisi”

 

“Kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?

Gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?

Yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

Yine de, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu

düşler marketinin,

uyanıyorum küstah sözcüklerle:
Ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!

Düşü Ne Biliyorum”

 

“Kuşum ve ben bir aynada
uyuyoruz, kafesimiz yatağımız
yüzlerimiz eşlerine baka baka
sonsuz kar altında uyuyoruz
kuşum ve ben.
Eşim ve ben kızıl bir bağla
bağlıyız birbirimize
Çözülürse yoksulluk sevinir

Aynamızın içinde tek bu bağ…
Kızıl kıskanç eşim kuşum ve ben…

Kuşum ve Ben”

 

“Şimdi’nin bedeni yok,
Yontuyor geçmiş bilgisiyle
gelecek belki olur diye taşı,
taşını kokluyor
yontu dağılıyor…

Şimdi’si yitik
bundan boyuyor
boyuyor evine aldığı
ağacın üzerine tüneyip
duvarını, tavanını, geçmişi
ve geleceği ve her yanını;
dal kırılıyor…

Şimdi’si yitik
diziyor diziyor notalarını,
göğe ışık üzerine boncuklarını,
ucuza getiriyor varlığını
sonsuzun sessizliğiyle
sonlunun gürültüsü arasında,
O bitirince kıyısında gezindiği
yol çöküyor…

Şimdi’si yitik
bundan yazıyor
yazıyor enine boyuna
içini ve dışını ve yeri
ve göğü ve suyu,
bindiği kadırga
o inince batıyor.

Gök Kuşağından Dar Ağacı”

Share.

About Author

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn