“Her rüya kendi yanıtını taşır.” Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı – Nacer Khemir

0
Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı / Tawk al Hamama al Mafkoud (1991) / Nacer Khemir

Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı / Tawk al Hamama al Mafkoud (1991) / Nacer Khemir

Nacer Khemir’in “Çöl Üçlemesi” serisinden ikinci bölüm : Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı

Not : Filmi izlemek için sayfanın sonuna gidin!

İbn Hazm’ın meşhur kitabı Güvercin Gerdanlığı [Tavkul Hamame], gerçek aşk’ı, gerçek aşk’ın nasıl anlaşılacağını ve onu bulmanın yollarını anlatır. Tabi, hakiki aşkı bulduktan sonra ne olacağına dair ufak bir kapı aralar sadece.

Nacer Khemir, Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı [Le Collier Perdu de la Colombe] adlı filmi ile İbn Hazm’ın bu eşsiz kitabını filme aktarmış. Masal ile şiir arasında gidip gelen, yoğun, yorucu bir film yapmış. Bazen, filmin konusunu, anlattıklarını bırakıp yönetmenin eşsiz güzellikteki atmosfer tasarımı içerisinde kaybolup gidiyorsunuz. Bir film yanda akıp dursun, eski zamanlardan bir kitapçılar çarşısına uğramak az şey midir? Kör kandilin ışığında kefen diken, daha doğrusu kefeni sabaha yetiştirmeye çalışan terzinin ölüm üzerine güzellemelerin aslında aşk için de söylenebileceğini fark etmek az şey midir?

Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı / Tawk al Hamama al Mafkoud

Yapım: 1991- Tunus, Fransa, İtalya

Yönetmen: Nacer Khemir

Senaryo: Nacer Khemir

Oyuncular: Navin Chowdhry, Walid Arakji, Ninar Esber

Yapımcı: Mark Lombardo

Süre: 1 s 30 dk

IMDbhttp://www.imdb.com/title/tt0101600/

 

Aşk, Allah Seni Korusun

Eser İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, İtalyanca, Japonca, Felemenkçe ve Türkçe’nin Türkiye Türkçesi ve Kazakça lehçelerine çevrilmiştir. Filmi anlayabilmek için tasavvufi ve felsefi bir altyapıya sahip olmakta fayda olacaktır. Çünkü filmin oluşmasına esin kaynağı olan Endülüslü bir filozofun, aşkı tüm boyutlarıyla ve tasavvufi boyutuyla incelediği kitabıdır. Bu nedenle bazı konulara başlıklar halinde değinerek filmi anlatmaya ve bir kez daha anlamaya çalışacağım. Filmde hat ustasının talebesine söylediği o güzel sözle başlıyorum:

“ Yazmak sonsuzluk ritmini veren ve görünenle görünmeyen kelimeler arasında zincir kuran bir eylemdir. ZAHİR ve BÂTIN. Harf bizim ibadetimizdir. Bu şekilde hat, ilahi güzelliğe kanıt olur.”

Semerkand Prensesi

Semerkand Prensesi

Tunuslu yönetmen, sanatçı Nacer Khemir’in 1991 yapımı filmi Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı bu anlamda İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı eserinin bir ürünü, bir yansıması ve dahası bu iki muazzam eser ise ‘aşk‘ı izah etmenin birer yöntemi, bir nevi ruhların ve yolların çokluğunun ispatı.

Khemir, alışılmışın çok ötesinde ve hatta meraklısı için, üzerinde bir sanatçı, eserlerine şahid olduktan sonra yönetmen diyemeyeceğiniz, ancak var olan bir ruh, bir arayış, bir yolcu, bir zanaatkar, sanatçı diyebileceğimiz bir usta.

Güvercinin Kayıp Gerdanlığı, alışılmışın çok ötesinde ve hatta anlayabileni için çok derinlikli bir eser. Yaşadığımız kurak hayatlara bir kaynak suyu… Bir izah, bir dikkat, bir yol işareti, bir anlam, bir anlatım…

Güvercinin Kayıp Gerdanlığı, tutup narin elleriyle zarifçe çenemizden; başımızı, bizi koptuğumuz bize kavuşturan bir pusula, bir ışık…

“Gemileri yakmak” ifadesi, Endülüs’e gidenlerin orada bir imarı kararlı kılmasından türemiş bir anlatım, orayı ıslah etme kararlığıyla gidenlerin, dönmemek için yaktıkları gemilerinden geliyor.

Filmin başlangıç sahnesinde Endülüs’e ithaf edilen Tekrar inşa edilen Endülüs zamanında taşıdığımız etek dolu taşlar ve bitmeyen umutlar vardı” Jacques Berque  sözleri karşılıyor bizi…  Bitmeyen umutların, somutlarını taşıdığımız bir Endülüs’e çekiyor dikkatimizi; sahi var mı bir imar niyetimiz, niyetlerimizin somutları, ya bitmeyen umutlarımız, atacak taşlarımız var mı? Gitmeye niyetimiz var mı, ya aramaya? Talip miyiz, talipli miyiz?

Cevaplara dikkat kesilmeyelim, eser de “cevaba” yöneltmiyor zaten, bazen soru oluşturmak bile yeterlidir, izafi cevaplardan çok sorulabilen ruhlar ehemmiyet taşır çünkü sorular varlığa bir kanıt, bir ispattır.

Cevaplar yolun sonudur, ruha lazımlı olan yoldur, yol… Yol; yani sorular, arayış, gidiş ve hareket…

alhamamascreen3xj1

 “Vav, içinde kendi manasını taşıyan tek harftir alfabe’de Hasan. O tek ve türlü türlüdür, tıpkı Allah gibi.”
 “bu dünyada ayrılığa denk olabilecek başka hiçbir felaket yoktur. sonunda gözyaşları aka aka ruhları yerinden oynatmasaydı, ayrılık, önemsiz, küçük şey sayılırdı belki. bilge kişilerden biri ‘ayrılık ölümün kardeşidir’ diyen adama, ‘hayır’ dedi, ‘doğrusu ölüm ayrılığın kardeşidir’ “

Zahir ve Batın

Bir talebe, bir mürid, bir hattat çırağı, bir şeyh, kaybolan bir şeyh, bir delil; vav! “Vav, içinde manasını taşıyan tek harftir alfebede. Tek ve türlü türlü tıpkı Allah gibi”

“Yazmak sonsuzluğa ritmini veren ve görünenle, görünmeyen kelimeler arasında zincir kuran bir eylemdir” Zahir ve Batın.

Zahir ve batın; hepimiz için, görebilen için ve göremeyen için, vav gibi, tek ancak türlü türlüsüne cevap, ve hatta soru işareti, işaretleri.

Aşk

Filmdeki arayış, mürekkep ve kamışın oluşturduğu bir harf; vav. Vav’dan bir kelimeye yolculuk, kelime; aşk. Oradan bir kitaba, kitaptan bir yangına, o yangın mürşidin eteklerinden yüreklerimize, yüreklerimizde nâr, ateş. O ateşin yangınıyla suya doğru, yangın yangın bir yolculuk, sükuna doğru; sûdur.

Film bir bitiş değil, biten bir film değil, bilakis bir başlangıç; aşk.

Eğer, çok kuytuda bir yerde varla yok arası da olsa belli belirsiz bir sürgün hissi, bir yolculuk hevesi, bir tekamül arzusu varsa; peşine düşürecek, manaya nokta vuruşu yapacak bir film, rüya gibi, bazı bazı gerçek, rüyayı gerçek kılmak için, mutlaka izlenmeli, mutlaka.

– “Sevdiğim benden kaçıyor ve hatta benden iğreniyor ise ne yapmalıyım?” diye sordu. Ben:

– “Sürekli karşısına çıkıp zorlamalısın. Belki gönlünü yatıştırabilirsin” dedim.

– “Hayır dedi ben tam aksini düşünüyorum. Onu kendime tercih ederim. Benim yüzümden rahatsız olmasını istemem.”

– “Bense dedim, ancak kendi nefsim için severim.”

– “İşte dedi, tam bir mantık zulmü. Ölümden daha güçlü olan şey bize ölümü göze aldırandır. Candan daha kıymetli olan canın kendisine feda edildiği şeydir.”

– “Kendi isteğinle sevdiğinden uzaklaşmak kınanacak bir durum. Kendi canına kendi elinle zarar vermiş olmuyor musun ?”

– “Sen kıyasçı bir adamsın, dedi. Aşkta kıyasa yer yoktur.”

– “O zaman aşığın başı büyük bir derttedir” dedim.

– “Aşktan daha büyük bir dert var mı ki ?” dedi.

tawkalhamamaalmakfoud1991dvdrip0541

Rüyanın Tasviri :  “Aşk – Allah seni Korusun –  başlangıç kolaydır, bitiriş zordur. Bir gece bir rüya gördüm: Boş bir havuzda iki yaşlı kadın havuzun susuzluğunu dindiriyormuşçasına birbirlerine su atıyordu. Boş havuzun kenarında oturan Semerkand Prensesi, iri gözleriyle kırmızı bir nara dikkatli dikkatli baktı.  

Aşkın Kolyesi

Öncelikle güvercin gerdanlığının anlamı üzerine bir açıklama yapma gerekliliği olduğunu düşünüyorum. İbn Hazm bu benzetmeyi güvercinlerin boyunlarında kendilerinin iradesi dışında gelişmiş, doğuştan var olan kolyeye benzeyen desenlere atıfta bulunarak yapmıştır. Doğuştan var olan ve ölene kadar çıkmayan bir kolye. Dolayısıyla aşk insanda doğuştan var olan bir meyildir ve insan yaşadığı müddetçe aşka mahkum olarak yaşadığı gibi ona mahkum olarak da ölür. Tabi buradaki aşk, bir kişiye duyulan alelade bir hayranlık değil, kendisini onunla bütünleştiren ve ondan ayrı olarak kendisini tanımlatamayan, insanı bir yandan yiyip bitirirken bir yandan da göklere yükselten büyük bir sevgidir. Büyük bir aşk bedeni kemirebilir, hatta öldürebilir ancak ruhu yüksek tepelere ulaştıran da aşktır. İskender Pala “Kitab-ı Aşk” adlı eserinde aşkı insanın bedenini sarıp sarmalayan bir sarmaşık olarak tanımlar. Sarmaşık nasıl sarıp sarmaladığı ağacı yiyip kemirirse, aşk da insanı öyle kemirir. Burada dikkatimi çeken bir olgudan da bahsetmek istiyorum. Malum olunduğu ve filmde de sık sık vurgulandığı üzere güvercin eskiden bir iletişim aracı olarak da kullanılırdı. Bir postacı, bir ulaktı aynı zamanda. Bu nedenle de güvercini aşkın habercisi olarak da görebiliriz.

İbn Hazm’ın Aşk Anlayışı

İbn Hazm’ın hayatı bizim için çok uzak sayılabilecek bir geçmişte yaşanmış olsa da, onu anlamaya çalışanlar için de bir o kadar yakındır. Basittir aslında hayatı. İlim serüveni genç yaşlarda bir toplulukta bir şeyi bilmemesi nedeniyle mahcup olması ile başlar. Ne kadar da basit değil mi? Hepimizin başına gelebilecek sıradan bir olay. Ancak aynı olay İbn Hazm’da bir ilim yolculuğu hüviyetine bürünürken bizler de belki de hiçbir şeye sebep olmuyor. İnsanın bir olay karşısında gösterebileceği iki tür davranış vardır. Savaşmak ve kaçmak. Bu ikisi arasında kalırsa stres oluşur. İbn Hazm savaşanlardan. İşte böyle mücadeleci bir ruha sahip olan İbn Hazm aşkı da, o mücadeleyi de elbette çok güzel anlatacaktır. Güvercin Gerdanlığı’nda aşkı şöyle tanımlar:

“Benim düşünceme göre aşk ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en temel öğelerinden meydana gelir.  Her şekil kesinlikle kendine uygun olan şekli çağırır, onu arar bulur. Her şey misli mislinedir. Yüce Allah şöyle diyor: “Sizi bir candan (Adem’den) yaratan, bundan da gönlü kendisine yatıp ısınsın diye eşini yapan O’dur,  Allah’tır. “ Demek oluyor ki, böylece Allah, Adem’in eşinde bulacağı ısınma nedenini Havva’nın kendisinden bir parça olmasında kılmıştır.”

Peki ya karşılıksız aşkı nasıl tanımlayacağız?

Ona da şöyle bir yaklaşım getirmiş:

“Kendisini seveni sevmeyen kimsenin ruhu her yandan, kendisini gizleyen olaylarla etkisini sıfıra indirecek perdelerle öylesine kuşatılmış, çevrilmiştir ki, kendisiyle birleşmeye çağrılan parçanın varlığının bilincine bile varamaz”

Aşkın mahiyeti konusunda devam eder daha sonra:

“Aşk bizzat ruhta oluşan bir şeydir. Kimi zaman olur ki aşkın nedeni dışarıdan bir neden olur. Ama o zaman nedeni yitince, aşk da yiter ve biter. Öyleyse siz herhangi bir nedenden dolayı seviliyorsanız, bu neden ortadan yok olunca, sizden kolaylıkla yüz çevrilecek ve artık sevilmeyeceksiniz. Bir şeyin nedeninin değişik başka bir şeyde olduğunu anladığımızda, onun var oluş nedeninin yittiğini görür görmez o şey yok olacaktır. “

Ve aşka başka bir mahiyet katarak şöyle devam eder büyük düşünür:

“ En yüksek nitelikteki aşk Yüce Allah’ta sevişenlerinkidir. İster eylemde ortak bir çaba gösterdikleri için olsun, ister itirafları ve inançlarının ortak ilkeleri olduğu için olsun, isterse insanın arzu ettiği bir bilimin yüksek değerlerini beraberce aradıklarından dolayı olsun.” (1)

10665Film de İbn Hazm’ın kitabı gibi aşkın öyküsü olup, aşkı anlamaya ve anlatmaya çalışmakla beraber, aşkın kelimelerinin peşinde olan bir gencin öyküsünden yola çıkmaktadır. Hasan bir hat ustası olan şeyhi yani hocasının yanında hem eğitim(talim) hem de öğretim(terbiye) görmektedir. Bulunduğu ortam düşünce ve sanat açısından zengin, kültürel bir ortamdır. Bir köşede bir ders verilirken bir diğerinde derin mevzularda ulvi sohbetler yapılmaktadır. Böyle bir ortamda bir hat öğrencisi olan Hasan, aşkın anlamına karşı derin bir merak duymaktadır. Bu nedenle aşkı tarif eden kelimeleri toplamaya çalışmaktadır. Tüm kelimeleri… Bunu aşkı daha iyi anlayabilmek için, aşk kelimesinin mahiyetini açıklayan kelimeleri tek tek bulup bu kelimelerle aşk kelimesini kuşatıp, onu köşeye sıkıştırıp sırrını isteyebilmek adına takdire şayan bir gayretle yapar. Ancak Hasan aşkın ilmi değil, irfani bir olgu olarak anlaşılabileceğini henüz bilmemektedir. Hasan da bu durumu aslında daha sonra şu sözleriyle itiraf edecektir:

“ Daha fazla bilmek için kitabı aradım, fakat bulamadım.”

Hocasının kızına aşık olan Hasan, bir yandan bu aşkını içinde saklarken diğer yandan içinde yanan ateşi anlamlandırmaya çalışmakta ve aşkın manasının peşinde koşmaktadır. Aşkın karşı konulamaz girdabına girip de yollara düştüğünde ise şeyhini çoktan kaybetmiştir. Tıpkı şu eski Hint hikayesinde anlatıldığı gibi:

“Yaşlı bir şeyh ile müridi yolda gidiyorlarken şeyh yorulur ve müridine, “Ben burada biraz dinleneyim sen bana şu ileriki köyden bir testi su getir” der. Mürit testiyi alıp köyün çeşmesine gider. Çeşmenin başında çok güzel bir kız görür. O an şeyhi, suyu, testiyi unutur ve kızı takip eder. Ona aşkını ifade eder, kızı babasından ister ve evlenirler. Birkaç çocukları olur. Çocuklar büyür ve her biri “Baba ben kısmetimi aramaya gidiyorum.” diyerek evden ayrılır. Derken kayınpederi ölür, bir gün de karısı ölür. Yalnız kalınca şeyhi aklına gelir. Hemen çeşmeye koşar, testiyi doldurup şeyhin bulunduğu yere koşar. Yaşlı şeyhi ağacın altında otururken bulur ve ihtiyar ona “Nerede kaldın oğlum, merak etmeye başlamıştım.” der. “(2)

Filmdeki Hasan bu hikayedeki müriddir. Ve bu hikayede şeyh insanın kendisini temsil etmektedir. İnsan bir çok şeylerle meşgul olur ve kendisini unutur. O meşguliyetlerinden sıyrılabildiği an kendisini hatırlamaya başlar. Hasan da aşkın peşine düşünce şeyhini, yani kendisini kaybeder. Bu durum filmde metaforik bir biçimde şu diyalog ile anlatılır:

Hasan: Sen kimsin?
Aziz: Peki ya sen?
Hasan: Ben Hasan. Hattat öğrencisi. Şeyhimi kaybettim. Bu yanmış sayfa bütün şansızlığımın kaynağı.

Burada dikkate değer bir başka durum ise Aziz karakteri aslında bu sır olarak verilse de Hasan’ın aşık olduğu kişidir. Hasan’ın aşkın peşine düştüğü ilk andan bu diyalog anına kadar yolculukta yaşadıkları onda değişimler meydana getirmiş ve tıpkı Leyla’nın aşkından çöllerde seyrüsefer halinde gezen Mecnun’un Leyla’yı tanıyamaması gibi aşkı mahiyet değiştirmiş ve yolculuğun başında uğruna yola çıktığı amaç artık onun için bir araç olmuştur. Leyla ile Mecnun hikayesinde bu durumu anlatan diyaloglar şu şekilde geçer:

“ Leyla: – Mecnun! Mecnun’um! Beni tanımadın mı? Ben Leylâ’yım! Her şeyi bırakıp sana geldim. Seni bir kez olsun görebilmek için geldim. Aylarca, yıllarca sana kavuşmak arzusuyla yandım. En sonunda işte sana geldim. Artık senin yanındayım.

Mecnun: – Ey adı güzel! Sen adını sevgilimden almışa benziyorsun. Eğer sen Leylâ isen, benim içimdeki kim? Ben Leylâ ile bir canım. Leylâ benden ayrı mı? Hayır değil. O hep içimde, hep gönlümde. Benim gönlüm onun aşkıyla doludur. Ama artık bu gönül seninle kavuşmaya dayanamaz. Sen benim kalbime sonsuz bir güzelliği nakış nakış işledin. Bu gönül sevdanın pınarını bulmuş. Bu pınarın bir damlasına iltifat eder mi? Sen benim içimdesin. Öyle de kalacaksın. Şimdi deveni kaldır ve kabilene dön. Çükü senin el diline düşmeni istemem. Bu yüreğimde derin yaralar açar. Oysa benim gönlümdeki Leylâ, saf ve temiz bir şekilde duruyor. “ (3)

Evet, ne kadar da doğru ve dokunaklı. Hem hakikati anlatıyor hem de hissiyatı okşuyor. Aşık olunan yani maşuk aşığın zihninde bir hayal, bir rüyadır. İnsan hiçbir zaman dış dünyadaki gerçekliğe aşık olmaz, kafasında oluşturduğu hayale aşık olur. Aşık bu yüzden sevdiğinde kusur görmez, zihninde biçtiği elbiseyi hemen maşuğunun dış dünyadaki gerçekliğine giydirir. Bu nedenle aşk bir bakıma bir rüyanın peşinde koşmaktır. Dış dünyanın çirkinliğine karşı güzel bir rüyanın peşinde koşmak…

“ İnsanlar sık sık bir rüyanın peşinden koşarlar, onunla bir gün karşılaşırlar ama onu anımsamazlar.”

(1) Güvercin Gerdanlığı, Sevgiye ve Sevenlere Dair- İbn Hazm, İnsan yayınları, çeviren: Mahmut KANIK
(2) Ayrılık Çeşmesi-Kudsi ERGUNER, İletişim yayınları.
(3) Leyla ile Mecnun- Fuzuli, Erdem yayınları

Filmden Alıntılar 

– Aşkın diğer harflerini buldun mu?
+ Hayır.
– Niye hepsini bilmek istiyorsun?
+ Aşkın ne olduğunu anlamak istiyorum.
– Onun sırlarını açığa çıkarmaya çoğu hayat yetmedi. Bir harf yeterlidir, o diğerlerini içerir. Kelimetullah gibi. O herşeyi bilen, en büyük ve derinliği ölçülemeyen olarak anılır. Sana aşk için üç kelime verebilirim.
+ Nedir onlar?
– Aşk, Vecd, Karasevda.

 

– Zin! Ne yapıyorsun?
+ İzliyorum.
– Ne izliyorsun?
+ Sütunları. Bazen renk değiştiriyorlar. Kırmızı ve beyaz bir orman oluyorlar, ama onları şaşırarak kabullenmek zorundasın.
– Hepsi senin uydurman.
+ Diğer insanların görmediğini görmek benim suçum değil.

 

– Tatlı huyluluğu, tutkulu aşkı takdir etmek için, açıklamaya zorlayan bir sebebe yenildiği zaman kalp, işte o andır Ateşli aşk.
+ Bunların hepsini anlıyor musun?  Herkes kulaklarının büyüklüğüne göre anlar. Benimkiler büyük!
– Çılgın aşk, kendi kendine geri çekilmeyi tercih ettiği andır. Tutku, birisi sevdiğine onunkiyle karışan bir ruh verdiği zaman bütünleşir.
Kara sevdada bütün beden harekete geçer, ve duygular aklın sınırlarını aşar. Delilik, kararlı bir savaştan sonra bütün kemiklerinin kırılmasıdır. Aşk deliliği, kendi kontrol gereksinimlerinin uzun bir süre farkında olmamak demektir. Güçsüzlük, hayat değersiz gözüktüğünde, aşık olunan birinin olmaması anıdır. Arapça’da aşık olmanın nüanslarını ifade eden altmış kelime vardır.

 

Allahım, sen ki, kainattaki en küçük yaprağın en hafif kıpırdayışını duyarsın, Kalbimi okumak için benim yazmama gerek duymazsın.

 

Herşeyin bir sonu vardır.

 

– Allah’tan başka kimseden korkmuyorum.
+ Ve Allah’tan korkmayan kim varsa ondan kork.

Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı / Filmi İzle


Share.

About Author

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: