escort bayanlar ankara escort,

Ortadoğu Efsaneleri, Tasavvuf ve Minyatür Sanatında Kuşların Efendisi: “Simurg سیمرغ”

0

Yazıyı eklerken doğru başlığı seçmek için çok zorlandım. Konu Ortadoğu mitleri ve inançlarında Simurg (Anka Kuşu) olunca; çağın alimleri, ressamları, mutasavvıf kişileri tarafından sık sık kaleme alınan ve hatta kutsal kitaplarda geçen efsanelerde bile fazlasıyla yer alan Zümrüd-ü Anka (Kuşların Efendisi) için Kral Süleyman’dan, Feridüddin-i Attar’a, Firdevsi’nin Şahname’sinde Bebek Zal efsanesinden, Hamza’nın Ebabil sırtında Kaf dağına yolculuğuna kadar bir çok efsane ve öğreti var. Bütün bu efsaneleri Simurg mitiyle bir başlıkta toparlayamayacağım için bir ön yazı olarak ekleyip Simurg’la Kâf dağına doğru ulaşılamayacak olan ama ulaşılmaktan da vazgeçilmeyecek olan yolculuğa başlıyoruz. 

Efsanelerde önemli yer bulan ve kutsal sayılan dağlarla birlikte; tepesinde dervişlerin, devlerin, ötesinde mitolojik varlıkların yaşadığı dağlardan da söz edilir. İçenlere ölümsüzlük veren yaşam suyu Ab-ı Hayat’ın da bulunduğu Kaf Dağı onlardan biridir. Kazvini en sıra dışı kuşun Kaf Dağı’nın tepesinde su kenarındaki bilge ağacının dallarında yaşayan, insan gibi konuşan ve her şeyi bilen Simurg olduğunu belirtir. Güneş ve aydan yaratıldığına, kuşların en güzeli olduğuna inanılan Simurg güzellik, bereket, güç gibi kavramların da simgesidir. Uçarken hava kararır, gök gürler. Kaf Dağı’nı geçmek isteyenler (Hz. Hamza vb.) onun üzerinde seyahat eder. Tüm bitkilerin tohumlarının üzerinde biriktiği kutsal bir ağaçta (Tuba) yuvası vardır. 300 yaşında yumurtlayan ve 1700 yıl yaşayan dev kuş uçmaya başladığında şifalı tohumlar da yeryüzüne dağılır. Simurg’un tüyünü veya kemiğini bulup saklayan, başkalarından sürekli saygı görür. Doğu ve Batı sanatında tasvirlerine sıklıkla rastlanır. Başında tepelikle, uzun boynu, göz kamaştıran rengârenk parlak tüyleriyle ve muhteşem kuyruğuyla genellikle havada gösterilir. Farklı kültürlerde farklı isimlerle anılır. Farsça Simurg (otuz kuş), Arapça Anka, Türk mitolojisinde Tuğrul Kuşu veya Zümrüdüanka, Batı dillerinde Phoenix olarak bilinir.

mythical-bird-Simurgh

Simurg (Farsça سيمرغ) veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sânmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur. Etimolojik olarak İsim Avesta’daki mərəγô saênô “Saêna kuşu”ndan türemiştir. Orijinalde bir yırtıcı kuş, kartal veya şahin, olduğu etimolojik olarak aynı olan śyenaḥ`dan çıkarılabilir. Halk etimolojisinde ilişkilendirilen ilk öğe Farsça “otuz”dur. Fakat tarihi anlamda ilgili değillerdir. Bu kuşun küllerinden yeniden doğduğu da söylentiler arasındadır. Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş.

Mitolojilerde ise Mistik kuş Simurg Fars sanatında kuş şeklinde, kanatlı dev bir yaratık olarak resmedilmiştir. Zaman zaman köpek başına ve aslan pençelerine sahip bir tavus kuşu olarak da resmedilmiştir. Bazen insan yüzü ile de resmedildiği olmuştur. Bir bölümü memeli olduğu için yavrularını emzirirdi. Yılanlara karşı bir düşmanlığı vardı ve yaşadığı yer fazlasıyla sulaktı. Bir antik İran tanımında Simurg’un kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl yaşar, daha sonraki tanım ve kayıtlarda ise onun ölümsüz olduğu ve Bilgi Ağacı’nda bir yuvası olduğundan bahsedilmiştir. İran efsanesine göre, bu kuş o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur. Tüm bu zaman boyunca, Simurg o kadar çok öğrenmiştir ki tüm zamanların bilgisine sahip olmuştur. Sasani Persler Simurg’un yere bereket bahşedeceğine ve dünya ile göğün arasındaki birliği sağlayacağına inanırlardı. Yaşam ağacı, Gaokerena’da tünediğine ve her türlü şeytani şeyi tedavi eden, düzelten kutsal Haoma bitkisinin yöresinde yaşadığına inanılırdı. Daha sonraki İran geleneklerinde Simurg ilahiliğin bir sembolü haline gelmiştir. Ayrıca, Sên-Murv/Simurg Pers edebiyatında Homâ (Huma Kuşu) olarak tanımlanmış, Arapça’ya ise Rukh olarak girmiştir.

Simurg uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yaprakları titrer her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurdu. Bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar ve böylece de (bu bitkiler yoluyla) insanoğlunun tüm hastalıklarını tedavi ederler. Simurg’un tüylerinin bakır renginde olduğu söylenmiştir. Her ne kadar başlarda bir köpek-kuş olarak tasvir edilse de, daha sonraları sıklıkla bir insan veya köpeğin başıyla gösterilmiştir. Onun iyilik sever bir doğası olduğu ve kanatlarının bir dokunuşunun her türlü hastalık veya yarayı tedavi edeceğine inanılırdı.

Efsanelerden birine göre, Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi… İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri.

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. “Aşk denizi”nden geçmişler önce…”. “Ayrılık vadisi”nden uçmuşlar…”. “Hırs ovası”nı aşıp, “kıskançlık gölü”ne sapmışlar. Kuşların kimi “Aşk denizi”ne dalmış, kimi “Ayrılık vadisi”nde kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça “si”, “otuz” demektir. murg” ise “kuş”. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; “Simurg – otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş. 30 kuş, anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur. (1)

 

Firdevsi’nin Şehname’sinde Simurg ve Bebek Zal 

Firdevsi’nin manzum bir dille eski İran krallarının hayatlarını ve kahramanlıklarını yazdığı destansı eseri Şahname’de (990-1001) (Şahların Kitabı) Elbruz dağında yaşayan Simurg’dan da bahseder. Şahname’de Simurg’un Prens Zal ile olan ilişkisi yer alır.

Sam, eski Pers İmparatorluğu’nun hükümdarı ve kahramanıdır. Çocuğu olmadığından kötü talihinin acısını çekmektedir. Tebasındaki güzel bir kadından çocuk sahibi olmayı ümit eder ve yakın bir zaman sonar bir oğlu olur. Fakat oğlu, Zal, beyaz saçlı doğar. Saraydakiler bu ilginç çocuğu saklamak isterler Sam’dan. Daha sonra bu sırrı saklamanın doğru olmadığına karar veren saraylılar çocuğu Sam’a gösterirler. Şahname’ye göre Kral Sam’ın oğlu Zal albino olarak doğmuştur. Kral Sam albino oğlunu görünce, çocuğun şeytanların tohumu olduğunu düşünüp, eve çok uzak dağlık bir alana (Kaf Dağına) terk edilir. Burası aynı zamanda gökkuşağı renklerinde tüylere sahip devasa bir kuş olan Simurg’un yuvasıdır. Simurg bir gün yavrularına yiyecek bulmak için yükseklerden uçmaktadır. Bu esnada Zal gözüne ilişir, başlangıçta Bebek Zal’ı aç bekleyen yavrularına yem yapmak ister onu pençelerine alarak yuvasına taşır. Fakat Zal’in ağlamaklı haline acır. Onu yanına alıp güçlü ve dinç bir genç oluncaya kadar kendi yavrularıyla birlikte onu en iyi gıdalarla besleyerek büyütür. Zal her türlü bilgiye sahip Simurg’dan hikmet almış birçok şey öğrenmiştir. Bu görkemli gencin şanı Sam’in sarayına kadar ulaşır. Sam oğlunu reddetmenin verdiği utancın üstesinden gelmek için Zal’i eve geri döndürmek üzere dağlara doğru yola koyulur. Sam Simurg’un bahçesine yaklaştığında tepede oğlu Zal’ın kardeşleriyle birlikte olduğunu fark eder. Bu sırada Simurg Zal’ı sırtına alıp babasının yanına getirir ve “Bu babandır”der. Zal’ın babasına karşı saygılı olmasını ister. Buna karşın Zal ise babasıyla birlikte insanların dünyasına geri dönmek ister.

Simurg, kalbi kırılan, bir anne hissiyatıyla çok üzülse de, ona üç tane altın tüy verip gitmesine izin vermiştir. Eğer Zal, Simurg’un yardımına ihtiyaç duyarsa bu tüyü yakacaktır. Böylece Zal genç bir delikanlı olacak yaştayken babası Sam onu geri alır. Sam, oğlunun gücünü sınamak için pehlivanlar getirir ve Zal’ın karşısında hiç kimse duramaz. Attığı ok ise hedefini şaşmaz. Babasının verdiği görevleri layıkıyla yerine getiren Zal, artık namı dört tarafı tutmuş bir kahramandır. Zal babasının yönetimindeki Kral Mihrab’ın sarayına uğrar. Orada Mihrab’ın güzel kızı Rubade’yi duyar. Rubade’de Zal’ın yiğitliğini ve duymuştur. Rubade ile Zal daha görüşmeden birbirlerine aşık olurlar.  Krallığına döndüğünde Zal güzel Rudaba’ya aşık olur ve onunla evlenir. Zal savaştayken çocuğu olmak üzere olduğunu duyar ve eve döner. Lakin, dokuz ayı geçmesine rağmen çocuk bir türlü doğmaz. Rubade’nin çığlıkları yeri göğü inletir. Zal karısının doğum sırasında öleceğini fark eder ve tam Rudabah ölüme yakınken Zal, bir tasın içinde kendisine verilen tüyleri yakarak Simurg’u çağırmaya karar verir. Ortaya çıkan Simurg Zal’ın bir tür sezaryan benzeri yöntem uygulamasını sağlar ve Rudabah ile çocuğun hayatını kurtarır. Böylece Zal oğlu Rüstem dünyaya gelir. Rüstem’in vücudu yer yüzünde hiç bir ölümlüye benzemez çünkü normal insanlardan daha büyüktür. Bu çocuk daha sonra en ünlü ve büyük Pers kahramanlarından biri olacak ve Horasan’lı Rüstem olarak anılacaktır. Aynı zamanda, savaş yıllarında, İsfendiyar’ın yaptığı ölümcül yaralardan Rüstem’in ve atının kurtarılması için, Zal Simurg’un tüylerini yaktığında küllerinden yeniden belirdiğini görür. Kuşun Rüstem’in İsfendiyar karşısında zafer kazanmasında da rolü vardır.

 

Bebek Zal’ı Konu alan Minyatürler

 

Zal'ın doğumu. Shahnamah Firdaws (Book of Kings of Firdaws), Türk Islam Eserleri Müzesi Kütüphanesi, 1978, fol. 41

Zal’ın doğumu. Shahnamah Firdaws (Book of Kings of Firdaws), Türk Islam Eserleri Müzesi Kütüphanesi, 1978, fol. 41

 

Simurg'un Kaf Dağı eteklerinde Bebek Zal ile karşılaşması. Firdevsi, Şehname

Simurg’un Kaf Dağı eteklerinde Bebek Zal ile karşılaşması. Firdevsi, Şehname

 

Bebek Zal'ın Simurg tarafından görülmesi. Yavruları için avlanan Simurg. Sol üst köşede Zal'ın arkasında Simurg'un yavruları tasvir ediliyor.  Ressam: Abdul Aziz Iran, Tabriz, Safavid period, ca. 1525

Bebek Zal’ın Simurg tarafından görülmesi. Yavruları için avlanan Simurg. Sol üst köşede Zal’ın arkasında Simurg’un yavruları tasvir ediliyor.
Ressam: Abdul Aziz Iran, Tabriz, Safavid period, ca. 1525

 

Simurg'un Bebek Zal'la karşılaşması. Ressam bilinmiyor.

Simurg’un Bebek Zal’la karşılaşması. Ressam bilinmiyor.

 

Simurg'un Bebek Zal'ı Kaf Dağına Götürmesi

Simurg’un Bebek Zal’ı Kaf Dağına Götürmesi

 

Simurg'un Bebek Zal'ı Kaf Dağına Götürmesi

Simurg’un Bebek Zal’ı Kaf Dağına Götürmesi

 

Sam'in oğlu Zal'ı almak için Kaf Dağına yolculuğu - Sam Recognizes His Son Zal in the Nest of the Simurgh, Page from a Manuscript of the Shahnama (Book of Kings) of Firdawsi

Sam’in oğlu Zal’ı almak için Kaf Dağına yolculuğu – Sam Recognizes His Son Zal in the Nest of the Simurgh, Page from a Manuscript of the Shahnama (Book of Kings) of Firdawsi

 

Simurg'un Zal'ı Babası Sam'e getirmesi. Firdevsi, Şehname

Simurg’un Zal’ı Babası Sam’e getirmesi. Firdevsi, Şehname

 

Simurg'un Zal'ı Babası Sam'e getirmesi. Mohammed Bahrami

Simurg’un Zal’ı Babası Sam’e getirmesi. Mohammed Bahrami

 

Bebek Zal'ın Kaf Dağının Zirvesine Getirilmesi

Bebek Zal’ın Kaf Dağının Zirvesine Getirilmesi

 

Simurg'un Rüstem için İsfandiyar ile Savaşı. - The Bird Simurgh fighting with Iskandiyar, Firdausi's Shah-name, Shiraz 1330

Simurg’un Rüstem için İsfandiyar ile Savaşı. – The Bird Simurgh fighting with Iskandiyar, Firdausi’s Shah-name, Shiraz 1330

 

Simurg'un İsfandiyar ile Savaşı - The Shahnama Of Shah Isma'Il: Isfandiyar Kills The Simurgh Geography Iran Period Safavid, 1576-77

Simurg’un İsfandiyar ile Savaşı – The Shahnama Of Shah Isma’Il: Isfandiyar Kills The Simurgh Geography Iran Period Safavid, 1576-77

 

Simurg'un İsfandiyar ile Savaşı Firdevsi Şehname

Simurg’un İsfandiyar ile Savaşı Firdevsi Şehname

 

Zal oğlu Rüstem'in doğumu. Firdevsi,  Şehname

Zal oğlu Rüstem’in doğumu. Firdevsi, Şehname

 

 

Sufi Ferîdüddîn-i Attâr ve Mantık Al-Tayr (Kuşların Dili)

Sufi Ferîdüddîn-i Attâr bu kuştan kendini aramanın sembolü olarak söz eder. Batı’da Feniks, İran geleneğinde Simurg, Orta doğu geleneğinde Anka kuşu, Türk geleneğinde Kerkes adını alan bu efsanevi kuşların ortak bir özelliği ölümsüzlüktür. Ayrıca bu kuşlarla ile ilgili anlatımlarda genellikle bir yanma motifi bulunur. Örneğin, Kerkes, Herodot ve Plütark’ın değindiği Feniks’te de görüldüğü gibi, öleceği zaman, bir tür ateş olup kendi kendini yakan ve kendisinden yeniden doğan bir kuştur. Anka ya da Zümrüd-ü Anka Orta doğu geleneğine göre, Kaf Dağı’nda yaşar. Bu efsanevi kuş sembolizmlerinde simgelenen başlıca anlamlar, spiritüel aydınlanma ve reenkarnasyon olarak açıklanır. Feniks sembolizminde kuşun yanması cehenneme iniş deneyimini, yeniden doğması ise arınılarak saf şuur halinin elde edilişini simgelemektedir.

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe, onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkeden bir kuş sürüsü, Simurg’un kanadından bir telek bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan kafdağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş. Kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş –oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış-, kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuş, bataklığını… Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş. Altıncı vadi “şaşkınlık”, yedincisi ise “yokoluş” vadisi imiş. Kaf dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki, Simurg Anka, “otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi de Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş. (1)

İranlı şair ve mutasavvıf Feridüddin-i Attar (1136-1221) Mantık Al-Tayr (Kuşların Dili) adlı 4724 beyitli tasavvuf edebiyatına ait mesnevi tarzındaki eserinde kuşların kendilerine bir padişah seçmesini anlatır. Kuşlar toplanıp “Her ülkenin bir sultanı var nasıl olur da bizim olmaz. Hep birlikte kendimize bir sultan bulalım bari” derler. Bunun üzerine sırtına tarikat elbisesi giymiş, başına hakikat tacını takmış Hüdhüd konuşmaya katılır. “Kuşkusuz bizim de bir padişahımız vardır. O da Kaf Dağı’nın ardındadır. Adı Simurg’dur, kuşların padişahıdır. O bize yakındır ama biz ona oldukça uzağız. Herkes onun adını ağzına alamaz. Kapısında nurdan, karanlıktan binlerce perde vardır. Onun makamına erişmek ne buradan ne de başka âlemden kimsenin harcı değildir… Biz de kendimizden geçelim, yola düşelim. Bu yolda güle ağlaya yürüyelim. Bir iz bulabilirsek ne mutlu bulamazsak o olmadan yaşamak ayıp bize.”

 

Mantıku’t-Tayr “Kuşların Diliyle” ressam Habib Allah.  "The Concourse of the Birds", Folio from a Mantiq al-tair (Language of the Birds) Habiballah of Sava (active ca. 1590–1610) Poet: Farid al-Din `Attar (ca. 1142–1220) Iran, Isfahan

Mantıku’t-Tayr “Kuşların Diliyle” ressam Habib Allah. “The Concourse of the Birds”, Folio from a Mantiq al-tair (Language of the Birds) Habiballah of Sava (active ca. 1590–1610) Poet: Farid al-Din `Attar (ca. 1142–1220) Iran, Isfahan

 

“Senin için kuşların dilini bir bir saydım.
Ey bilgiden yoksun kişi anla bunları.
Aşıklar arasında özgür olanlar bu kuşlardır.
O kuşlardır, ölüm anından önce kafesten kurtulmuşlardır
Her birinin başka bir şekli ve tasviri vardır.
Simurgdan önce iksiri,
Ancak tüm kuşların dilini bilen kiş yapabilir”

 

 

Zekeriya bin Mahmut el Kazvini’nin Acâibul-Mahlûkât ve Garaibû’l-Mevcudat eserinde Simurg

Melekler akıllı, Allah’a itaat edip emirleri yerine getiren, nefsi arzuları ve öfkesi olmayan varlıklardır. Kuran’da melekler iki türdür: Allah’a yakın olanlar ve cehennem bekçileri. Kazvini ayrıca Allah’ın tahtını taşıyan boğa, kartal, aslan ve insan karışımı varlıklardan söz eder. İnsanların yapamadığı, güçlerinin yetmediği durumlarda melekler varoluşun mükemmelliği ve dünyanın iyiliği için görünmez çalışanlardır. Kazvini’nin sınıflamasında canlılar yedi türe ayrılır. İnsan ilk sıradadır, sonra cinler, binicilik için kullanılan hayvanlar, otlatılan hayvanlar, canavarlar, kuşlar ve böcekler… Bir de karışık varlıklar var. İnsan yaratılışın nedenini, mucizelerini ve etkilerini kavrayamaz. Her yaratılan içinde ilahi birliği taşır. İnsanın ruhu ölümsüzdür ve onun yeryüzündeki amacı kötü alışkanlıklardan ve eylemlerden uzak durmaktır.

Kazvini Melekler ve cinlerden sonra uçabilen canlılar olarak kuşlar yaratılır. Kazvini en sıradışı ve bilinen kuşun Kaf Dağında yaşayan Anka başka bir deyişle Simurg olduğunu ifade eder. Efsaneye göre Anka konuşan bilge bir kuştur. Hüdhüd (İbibik), cennet kuşu, kartal, akbaba, garip ve melez olarak nitelediği devekuşu ve diğer nadir bulunan kuşlar da tasvir edilir. İslami inanışlara göre Hüdhüd kuşunun başındaki tepelik anne ve babasına olan hürmetinden dolayı verilmiştir. Süleyman Peygambere kılavuzluk eden bu kuşun çok uzaklardaki suyu havadan görebilme yeteneği vardır.

 

Kazvini, Acaibul Mahlukat eserinde Simurg Tasviri - "Simurgh" ~The Kitab Aja’ib al-makhluqat wa Gharaib al-Mawjudat, usually known as “The Cosmography” or “The Wonders of Creation,” was compiled in the middle 1200s in what is now Iran or Iraq and is considered one of the most important natural history texts of the medieval Islamic world. The author Abu Yahya Zakariya ibn Muhammad ibn Mahmud-al-Qazwini (ca. 1203-1283 C.E.), known simply as al-Qazwini, was one of the most noted natural historians, geographers and encyclopedists of the period.

Kazvini, Acaibul Mahlukat eserinde Simurg Tasviri – “Simurgh” ~The Kitab Aja’ib al-makhluqat wa Gharaib al-Mawjudat, usually known as “The Cosmography” or “The Wonders of Creation,” was compiled in the middle 1200s in what is now Iran or Iraq and is considered one of the most important natural history texts of the medieval Islamic world. The author Abu Yahya Zakariya ibn Muhammad ibn Mahmud-al-Qazwini (ca. 1203-1283 C.E.), known simply as al-Qazwini, was one of the most noted natural historians, geographers and encyclopedists of the period.

 

 

Kazvini, Acaibul Mahlukat Garaibul Mevcudat eserinde Simurg - A simurgh (‘anqa’, a mythical bird) and, above, a bird that appears to be a hoopoe but is labeled ‘aq’aq (magpie).From a copy of ‘Ajā’ib al-makhlūqāt wa-gharā’ib al-mawjūdāt (Marvels of Things Created and Miraculous Aspects of Things Existing) by al-Qazwīnī (d. 1283/682). Neither the copyist nor illustrator is named, and the copy is undated. The nature of paper, script, ink, illumination, and illustrations suggest that it was produced in provincial Mughal India, possibly the Punjab, in the 17.

Kazvini, Acaibul Mahlukat Garaibul Mevcudat eserinde Simurg – A simurgh (‘anqa’, a mythical bird) and, above, a bird that appears to be a hoopoe but is labeled ‘aq’aq (magpie).From a copy of ‘Ajā’ib al-makhlūqāt wa-gharā’ib al-mawjūdāt (Marvels of Things Created and Miraculous Aspects of Things Existing) by al-Qazwīnī (d. 1283/682). Neither the copyist nor illustrator is named, and the copy is undated. The nature of paper, script, ink, illumination, and illustrations suggest that it was produced in provincial Mughal India, possibly the Punjab, in the 17.

 

 

Hamza bin Abdulmuttalib’in Kaf Dağına Yolculuğu

Osmanlı dönemi ressamlarından Nakkaş Osman’ın tasvirinde Hamza Ebabil kuşu üzerinde Kaf dağına yolculuk ediyor. Burada ki tasvir mitolojik ya da efsanevi bir olay olmanın aksine Hamza’nın gücünü ve cesaretini sembolize eden bir tasvirdir. İlk müslümanlardan olan Hz. Muhammed’in amcası (Ebu Emmare) lakaplı Hamza savaşlarda gösterdiği cesareti, gücü ve imanından dolayı “Allah’ın Aslanı olarak anılmaktadır. Aynı zamanda Hz. Muhammed’in süt kardeşidir. Hicretten yedi sene önce 615’te Müslüman oldu. 625 (H.4) yılında Uhud Savaşında hayatını kaybetti.

 

Hamza bin Abdulmuttalib ebâbil üzerinde kâf dağına doğru uçuyor. Nakkaş Osman Topkapı Sarayı Müzesi - 1582

Hamza bin Abdulmuttalib ebâbil üzerinde kâf dağına doğru uçuyor. Nakkaş Osman Topkapı Sarayı Müzesi – 1582

 

Saba Melikesi, Kral Süleyman ve Simurg

Hz. Süleyman’ın habercisi ve başında tepelik olan, çok uzaklardaki suyu havadan görebilen Hüdhüd’ün (İbibik Kuşu) önderliğinde yüzlerce kuş Kaf Dağının tepesinde yaşayan bilge kuş Simurg’a gitmek için yola çıkar. Geçilmesi gereken yedi zorlu vadi vardır: İstek, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret ve Fenâ. Her biri ayrı bir insan karakterini ve zaaflarını temsil eden kuşlar gidiş yolunda sorunlarla karşılaştıkça Hüdhüd sabırla soruları yanıtlamaya, evliyalar ve peygamberlerle ilgili hikâyeler anlatarak onları rahatlatmaya çalışır. Hastalıktan, açlıktan, yorgunluktan perişan olan kuşların sadece otuzu bütün güçlükleri aşıp Simurg’un yaşadığı yere ulaşabilir. Gökyüzünde Simurg’u gördüklerinde onun aslında kendileri olduğunu anlarlar. Simurg burada semboliktir. Gerçek yolculuğun kendine yapıldığını ifade eder.(1)

Kral Süleyman’a, yeryüzünde hiç kimseye verilmeyen bir saltanat verilmişti. O kuşlarla konuşmuş, cinlerden, insanlardan ve hayvanlardan Cinlerden, hayvanlardan ve insanlardan bir ordu kurmuştu. Bir gün ordusunu bir araya toplayıp teftiş etmek istediğinde içlerinde Simurg’un eksikliğini fark eder ve neden içlerinde olmadığını sorar. Bu sırada Simurg belirir ve Süleyman’a durumu açıklar. Simurg keşif için çıktığı uçuşta Yemen diyarında Pagan (başka bir deyişe göre güneşe tapan) tanrılarına inanan Saba adlı bir ülke olduğunu ve ülkeyi bilgeliğine inanılan bir Kraliçenin yönettiğini söyler. Bunun üzerine Kral Süleyman Simurg’a Kraliçeyle teslim etmesi için bir mektup verir ve Putperestlikten vazgeçip kendisine itaat etmeye davet edip, aksi taktirde savaş olacağını bildirmesini emreder.  Melike adamlarına danışır. Onlar “Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk ise senindir, artık ne buyuracağını sen düşün” derler. Melike, elçileriyle Süleyman’a hediyeler gönderir. (Bir rivayete göre 4.5 tol altın göndermiştir) Süleyman hediyeleri önemsemez ve Allah’ın kendisine çok daha iyilerini bahşettiğini söyler.

Bu sırada Cinlerden biri gidip melikenin tahtını getirebileceğini belirtir. Süleyman’ın bilgili adamlarından biri de “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” der. Bu zatın, Süleyman’ın veziri Âsaf bin Berhiyâ veya Hızır olduğu rivayet edilir. Kimin getirdiği belirtilmez.

Kâle ‘ifrîtun mine-lcinni enâ âtîke bihi kable en tekûme min mekâmik(e)(s) ve-inne ‘aleyhi lekaviyyun emîn(un)

Cinlerden bir İfrit: ‘Sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.’ dedi. Neml/39

Melike gelince önceden getirilmiş olan tahtı bazı değişikliklere uğratılır ve kendisine gösterilir. Senin tahtın böylemi? sorusuna Melike “tıpkı aynısı” diye cevap verir.(Neml 41-42) Daha sonra Süleyman’ın camdan köşküne girince zemini su sanarak eteklerini toplar. Süleyman onun su değil billur olduğunu belirtir. Rivayete göre Süleyman Peygamber bilgisine çok güvenen melikeyi şaşırtmak için camdan zeminin altından su akıtmış ve içine balıklar koymuştur.

Melike “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” der ve İbrahim geleneğinden gelen tek tanrılılığı kabul eder. Yine başka rivayetlere göre Saba Melikesi öyle güzel ve bilgeliklerle doludur ki Kral Süleyman onu gördüğünde ona aşık olmuş ve aralarında bir aşk başlamıştır.

 

Kral Süleyman ve Simurg’u Konu alan Minyatürler

 

Kral Süleyman'ın Sarayında Simurg, Cinler ve Diğer Hayvanlar. Firdevsi Rum-i

Kral Süleyman’ın Sarayında Simurg, Cinler ve Diğer Hayvanlar. Firdevsi Rum-i

 

Saba Melikesi'nin Kral Süleymana Ziyareti. Sağ alttaki tavus kuşları sembolik olarak Simurg'u anlatır. The Visit of the Queen of Sheba to King Solomon', oil on canvas painting by Edward Poynter, 1890

Saba Melikesi’nin Kral Süleymana Ziyareti. Sağ alttaki tavus kuşları sembolik olarak Simurg’u anlatır. The Visit of the Queen of Sheba to King Solomon’, oil on canvas painting by Edward Poynter, 1890

 

Süleyman'ın kuşlardan olan ordularını tasvir eden başka bir minyatür

Süleyman’ın kuşlardan olan ordularını tasvir eden başka bir minyatür

 

Osmanlı Döneminde Simurg ve Kral Süleyman’la ilgili Minyatürlerin bulunduğu eserler ve hikayeleri

A – II. Bayezid dönemi yazarlarından Uzun Firdevsi’nin ‘Süleymanname’ adlı eseri tüm hayvanların dilinden anlayan peygamber Süleyman ve onun hizmetindeki varlıklarla ilgilidir. Bu yazmadaki minyatürlerden birinde Hz. Süleyman’ın sarayında krallar, ulu kişiler, melekler, hayvanlar, cinler, şeytanlar ile resmedildiği kalabalık sahnenin üst bölümünde belirgin özellikleriyle Simurg da yer alır.

B – III. Murat’ın kızı Fatma Sultan için Türkçeye çevrilen Paris Ulusal Kitaplıktaki Muhammed Emir Hasan el Suudi’nin gezegenlerden, astronomiden, burçlardan, falcılıktan bahsettiği ‘Metaliü’s-Saade’ yazmasının 68 minyatürü (1582) Nakkaş Osman üslubundadır. 21 x 31cm boyutlarındaki 286 sayfalık kitabın ilk minyatüründe III. Murat, bir halı üzerinde oturur ve önünde açık duran kitaba şaşkınlıkla bakar. Çok özenli, ince tekniğe sahip, kaliteli diğer resimlerde, burçların etkisindeki insanların durumlarının yanı sıra, her gezegenin mesleklerini yaparken eğlenceli çizilmiş sarıklı figürler, tılsımlar, efsaneler, doğaüstü varlıklar, egzotik hayvanlar vb. konular vardır. Minyatürlerden birinde Hz. Süleyman’ın iki kubbeli sarayının bahçesinde kanatlı melekler, boynuzlu cinler ve çatıda biri tavus kuşu, biri Simurg olan dört kuş gösterilir. Tasvir edilen figürler Hz. Süleyman’ın her türlü yaratık üzerinde sahip olduğu gücü simgeler. Çatının köşesinde duran Simurg’un gökkuşağı renklerindeki kuyruğu aşağıya, meleklerden birinin yüzüne doğru sarkar. Parlak renkli giysiler, görkemli yapı, kuşlar, hayali yaratıklar son derece zariftir.

 

III. Murad döneminde Seyyid Lokman’ın yazdığı ve bir İslam tarihi olan 1583 tarihli ‘Zübdet-üt-Tevarih’de, Âdem ve Havva’dan itibaren peygamberlerin öyküleri ve Osmanlı padişahlarının soyağacı aktarılır. Nakkaş Osman ve ekibinin çizimlerinde dinî öyküler güncel olaylar gibi verilir. Gerçekçi anlayış ön plandadır; kompozisyon ve renk üstünlüğü güçlüdür. Yazmanın minyatürlerinden ikisinde yok olan Sodom kentine arkasını dönen Hz. Lut, olağanüstü kanatlarıyla sol üst köşeden giren Cebrail, alt bölümde diz çökmüş Hz. Hanzale bin Safvan ve Simurg yer alır. Cebrail Sodom kentini yıkmak için kanatlarını ve ellerini kullanır. Peygamberlerin kutsallıkları altın renkli halelerle vurgulanır. Her iki kompozisyonda da iki ayrı konu iki sahneyle gösterilir. Ayrıntılı ve ince bir teknikle çizilen Simurg resimlerden birinde kaya üzerindedir; mor, kırmızı, yeşil lacivert ve altın renkli upuzun kuyruğu havada dalgalanır. Pençelerinin altındaki kayanın üzerinde kan, yan kısımda ise kafatası ve kemikler görülür. Çizgide ustalık renklerde çeşitlilik ve canlılık dikkat çeken özelliklerdir. Diğer minyatürde karanlık zemindeki dev kuş, kanlı pençeleri altına bir oğlan çocuğu almıştır. Avlayacak bir kuş bulamayınca bir erkeği ve kızı kaçırır. Ras kavminin peygamberi Hz. Hanzale durumu öğrenir ve Allah’a dua eder. Simurg üzerine yıldırım düşmesi sonucu yanar*. Hayali kuş İslam kültüründe hem iyi hem kötü yönleriyle sembolik olarak ele alınır.

Osmanlı’da Falnameler geleceği bilmeye yönelik yazmalardır. Vezir Kalender Paşa tarafından hazırlanıp I. Ahmed’e sunulan 41 yapraklı, albüm niteliği taşıyan Falname’de** (1614-16) edebiyat öykülerinden, astrolojik, dini ve kıyamet imgelerinden oluşan büyük boyutlu 35 minyatür vardır. Üslup farklılıklarından birkaç nakkaşın çalıştığı anlaşılan minyatürlerin karşı sayfalarındaki metin o minyatürü açanın falıdır. Bunlardan birinde sihirli kuş Simurg Hipokrat’ı Kaf Dağı’ndaki yolculuğunda üzerinde taşır. Antik dönemin hekimi Hipokrat bu yolculuğu Kaf Dağı’ndan bazı şifalı bitkiler almak için yapar. Minyatürün koyu fonu figürlerin canlı ve parlak renklerini öne çıkarır. Simurg tüm varlığıyla neredeyse bütüne yayılır. Aynı tonlarda kıvrımlı motiflerle, bulutlarla dolu gökyüzü dekoratif etki oluştururken uyumlulukta sergiler. Başka bir resimdeki kalabalık figürlü sahnenin ortasında bilgili, zengin kral Süleyman, Saba Melikesi ile tahtta oturur. Etrafı emrindeki tüm hayvanlar ve doğaüstü varlıklarla çevrilidir. Üst bölümde diğer yaratıklardan ayırt edilebilen Simurg havada kanatlarını açmış, gösterişli gövdesiyle uçarken tipik bir görünümündedir.

 

Simurg ile ilgili bilinmeyen diğer Minyatürler

 

Simurg'un Avlanması [Johnson Collection] - caption: 'An assembly of animals and bird c.1610

Simurg’un Avlanması [Johnson Collection] – caption: ‘An assembly of animals and bird c.1610

 

Hint Mitolojisinde Simurg

Hint Mitolojisinde Simurg

 

Simurg'un Timsahlarla dolu nehre düşen insanları kurtarması. -   Basawan. The Flight of the Simurgh. ca. 1590, Sadruddin Aga Khan Collection

Simurg’un Timsahlarla dolu nehre düşen insanları kurtarması. – Basawan. The Flight of the Simurgh. ca. 1590, Sadruddin Aga Khan Collection

 

30 Kuşun Kaf Dağında Simurg'a Ulaşması

30 Kuşun Kaf Dağında Simurg’a Ulaşması

 

Yazar, Araştırma: Özgür Öztürk

Share.

About Author

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: