I’m a lizard king! I can do anything..

0

Kertenkeleler dünyadan tamamen yok olsa da ekosistemde hiçbir değişiklik olmaz, bu yüzden kertenkeleler dünyanın tek tam bağımsız canlılarıdır ve bende onların kralı Jim Morrison’ um. 1943’ te Melbourne Florida’ ya kuyruklu bir yıldızdan koparak düştüm. Yaşamla ölüm arasında gezindim hep ama yaşamı ilk algıladığım an ölümü ilk keşfettiğim andı. Altı yaşındaydım, New Mexico’ da aile gezisindeydik. Ben, annem, babam, büyükbabam, büyükannem, tam bir aile gezisi…

Bir kamyon dolusu Kızılderili başka bir kamyona ya da başka bir şeye çarpmıştı. Kızılderililer bütün yola dağılmıştı, kanlar içinde ölümü bekliyorlardı. Babam ve büyükbabam neler olduğuna bakmak için arabadan indiler. Ben daha çocuktum, arabada beklemem gerekiyordu. Tek gördüğüm şey, kan ve yerde yatan insanlardı. Ama garip bir şey olduğuna eminim çünkü onların yaydıkları dalgaları hissedebiliyordum. Yerde yatan insanların da olay hakkında benim bildiğimden daha fazlasını bilmedikleri fark ettim. İşte o an ilk kez korkuyu tattım. Bu korkuyla birlikte etrafta koşuşturan Kızılderili ruhlarından bir ya da birkaç tanesi gelip benim ruhuma girdiler. Annem ve babam ise beni yatıştırmak için ‘’kötü bir rüya, sadece kötü bir rüya’’ demekle yetiniyorlardı.

O günden beri yaşamın sunulan ve görülenden ibaret olmadığına inandım. Her zaman daha fazlasını görünenin ardına yaptığım gizemli yolculuklarda aradım, şiir ve müzik ‘’ötekilere’’ zarif dokunuşlar yapmamı sağladı.

Beni daha derin düşünmeye ve görünenin ötesine geçmeye sevk eden en dipsiz korkularıma yoğunlaştım, onlardan korkmak yerine yeni boyutlara geçişin heyecanını hissettim ve korkunun gücü kayboldu. Hayatın karanlık tarafıyla ilgilendim hep, kötü olanla, gece zamanıyla, ölümle. Gizemlerle yüzleşmenin, daha derine inmenin zarif yollarında yürüdüm.

Lise ve üniversitede bir sürü defter tutuyordum ama okulu bıraktığımda aptalca bir şey yaparak hepsini attım. Şimdi attığım o iki, üç defterden daha fazla istediğim bir şey yok. Geceler boyu o defterlere ne yazdığımı hatırlayabilmek için hipnotize edilmeyi ya da kafamı tamamen dumanlamayı düşünüyorum. Ama belki de onları atmasaydım hiçbir zaman emsalsiz bir şey yazamazdım çünkü onlar temelde okuduğum ya da dinlediğim şeylerin bir birikimiydi, kitaplarda altını çizdiğim cümleler gibi…

Şiire hayranım, benim gibi bilinenle bilinmeyen arasında gezinir, pek çok anlama gelebilir, bir labirent ya da bilmece gibi üzerinde düşünülüp insanların kendi durumlarına uyarlanabilir. İşte bu yüzden seviyorum şiiri sonu olmadığı için. İnsanlar yaşadıkça kelimeleri ve onların bir araya gelişlerini hatırlayacaklar. Bir soykırımdan kurtulabilecek şeyler şiirler ve şarkılardır. Kimse bir kitabın tamamını hatırlayamaz. Kimse bir filmi, bir heykeli ya da bir resmi tam olarak anlatamaz. Ama insanoğlu yaşadıkça şiir ve şarkı sanatı devam edecektir.

Jim Morrison, Pamela Susan Courson (Morrison)

Jim Morrison, Pamela Susan Courson (Morrison)

İngiliz Blake, Fransız Baudelaire ve Rimbaud duyguların kara örtülerinin içine beni zarifçe soktular. Bu buluşma tüm çırpınışlara bir yol çizdi ve sınırların sonsuzluğunu arama yolculuğum başladı. Karanlığa o kadar uzun zaman boyunca baktım ki artık orada neler olup bittiğini görmeye başladım. Seksi, gizemleri, boyutlar arası seyahatleri, cinayeti, deliliği ve ölümü bu gerçekdışı efsunlu satırlarda buluyorum. Ben tek bir bedene hapsedilmiş sonsuz bir köleyim ve satırlarda özgürleşiyor ruhum. Düşünceler arasında gezinen küçük bir prens, kanatları olan ölü bir tırtılım.

Ben deri ceketli Rimbaud’ um. Başkaldırı, düzensizlik ve kaosa ilişkin her şey ilgimi çekiyor, özellikle de görünüşte hiçbir anlamı olmayan eylemler. Özgür hareket, davranış… Olduğundan başka hiçbir şey olmayan eylemler. Sonuç yok, sebep yok. Yönlendirilmemiş, özgür eylem. Eğer bu akışa kapılıp özgürce yaşarsanız çevrenizdeki insanlar farklı bir hareket yaptığınızı düşünürler ve huzursuz olurlar ya sizden kaçarlar ya da size engel olurlar.

Aileler, toplum, devlet ve tüm diğer kurumlar bütün bencilliklerini ortaya koyarak aynı kalıpta insanlar yetiştirmeye çalışıyorlar. Herkes kendi dünyasını hayatından aldığı tecrübelerle kurmalı. İnsanlar başkaldırmalı, hiçbir siyasi ve toplumsal baskıya boyun eğmemeli. Kurallar yıkılmalı ve her zaman da yıkılacaktır çünkü bir kuralı yıkma isteğini yaratan tek şey kuralın varlığıdır. Eğer kural olmazsa, onu yıkma isteği de olmaz. Ben, bireyi sosyal kontrol altına almak isteyen kapalı zihniyetli toplumlara karşı gençliğin isyanını temsil ediyorum. Hayatın boğucu atmosferine öfke ve nefret tohumları saçıp bir yandan da dünyanın geriye kalanını eğlendiriyorum. Hayatın tozpembe olmadığını biliyorum ve kötü şeyleri görmezden gelip mutlu bir insan rolü yapmanın aptallık olduğunu düşünüyorum. Nihilizme sığınıyorum, bilinci, karanlık bilinçaltını ve keşfedilmemiş arzuların dış görünüşlerini benimsiyorum. Çılgınlıkların tüm sınırları ne kadar genişletebileceğini merak ediyorum. Algıların ötesine geçmek istiyorum. Aldous Huxley’ den beyin ve sinir sisteminin, dışarıdan gelen bilgileri eleyerek kişiye kısıtlı algılama hakkı tanıdığını ancak alkol ve lsd’ nin bunların çok ötesinde algılama olanakları yarattığını öğrendim. William Blake’ de beş duyunun mükemmel derecede gelişip, açılana dek, bedenin ruhun hapishanesi olduğunu söylüyordu.

Duyular ruhun pencereleridir…

Artık algılamayı değiştiren bu yolların birçoğu yalnızca doktor kontrolünde elde edilebiliyor ya da yasadışı yollarla. Batı kültürü alkol ve tütüne izin veriyor sadece. Duvarın öte yanına açılan tüm kimyasal kapılar uyuşturucu, bu kapıları izinsiz açmaya çalışanlar ise keş olarak damgalanıyor. Ama kurallar ve yasaklar ruhun sonsuz keşfi yolculuğunun önüne çıkan cılız engellerden öteye geçemeyecekler. Eğer gerçekten nelerin uyuştuğunu görmek istiyorsan dikkatlice ve açık bir algıyla çevrene bak, bir süre sonra her şeyin potansiyel uyuşturucu olduğunu göreceksin ve tek yapman gerekenin her zaman algılarını özgür bırakmak olduğunu anlayacaksın.

Tanrılar hayallerle uyuşturur bizleri. Bizlere kitaplar, konserler, şiirler, şarkılar, şovlar, sinemalar verirler. Sanat yoluyla kafamızı karıştırır ve kendi köleliğimizin içinde kör ederler bizleri. Sanat, hücre duvarlarımızı süsler, sessiz ve bir örnek tutar bizi. Karanlığa zahiri bir ışık tutar, hayali aydınlanmalar yaşatır. Farklı bakışlar oluşturur, daha da karmaşıklaştırır görmeye çalıştıklarımızı. Sanatın verdiği kişisel tatminlerin şiddeti seksin bile yerini alacak doygunluklar verir. Özgüven ve beğeni sağlayarak daha sivriltir duruşumuzu. Sanat aydınlatmaz ya da özgürleştirmez, yoğunlaştırır…

Ben de yoğunlaşmanın sınırlarını denedim, her şeyden büsbütün sıyrıldım. Kaybolmuş cenneti arıyordum ve diğer dünyayı hiç düşlememiş birinin beni anlamasını beklemiyordum. Algı kapılarının karanlık koridorlarında yılanbaşlı Şamanlarla, vahşi hayvanlarla karşılaştım. Ateşin şiddeti, seksin çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu. Kendimi kaybedercesine savurdum, daha karanlığa ve derine…

Hayata değişik bir açıdan bakabildiğime inanıyorum ama içinde yaşamayı becerebildim mi, bilmiyorum… Aslına bakarsanız pekte umurumda değil. Sadece tüm sınırları merak ettim diyelim ve peşinden gittim. Bilinen ile bilinmeyenler arasındaki kapılara her dokunuşum ruhumun derinliklerindeki zebanileri özgür bıraktı, kapılardan sızan ışıklar bedenimi hafifletti… Yükseliyordum, katman değiştiriyordum…

Mutlak muğlak…

Her şey göründüğünün ötesinde başka duvarlara dayanmıştı ve ben o duvarlara dokunabiliyordum.

Görüntünün ardındakine ulaşmanın esrarengizliği ve çekiciliği kaybolmamalı. Gizemli, sansasyonel, seksi bir rockstar görünümünün ardındaki ince ve duyarlı şairi gizledim çoğu zaman ama bazen şarkı sözlerinde gösterdi kendini. Hep bir şair olarak anılmak istiyorum ve şiirle baş başa kalabilmek için yaratılan bu sahte imajlardan kurtulmam gerekiyor. Belki ölü taklidi yaparak Havai’ ye kaçarım, belki metabolizmam ruhumun arınma sürecine ayak uyduramaz ve iflas eder, belki ölüme kendim giderim, belki de bambaşka bir şey… Ne fark eder ki…

Tek istediğim öldükten sonra şiirlerime devam etmek, müziksiz ama ritmik, akıcı ve sonu belirsiz saf şiire…

Her şeyin ötesinde, artık sona doğru yaklaştığımı hissediyorum. Kusursuz ve arzu dolu sona… Algıların kapılarını teker teker açarken geçtiğim her eşikte biraz daha sendeliyorum, artık kendimi tutmak gibi bir zorunluluğum yok. Alevlerin akışını hissediyorum. Titreşimler bedenimi sarıyor, kendimi daha da özgür bırakıyorum ve tüm eşikler sonsuz bir hayal gibi ardımda sıralanıyorlar. Kıpırdamadan boşluğun içinde kayıyorum, gittikçe hızlanıyor ve yumuşaklaşıyor. Sürtünme bedenimi kavrıyor. Parmaklarım kıvılcımlar saçıyor, yavaş ve zarifçe enerjiye dönüşüyorum. Sonunda ruhumu ve bedenimi tam olarak birbirine karıştırabiliyorum.

Bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum, herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız, sonra… Ansızın bir patlama ve ben yokum. Bir daha hiçbir zaman böyle bir şey görmeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar.

Gerçekten dediğini yaptı ve o hala yaşıyor şimdi..

Pamela Susan Courson 

Pamela Susan Courson, (d.22 Aralık 1946 – ö. 25 Nisan 1974), efsane Rock grubu The Doors’un solisti Jim Morrison’ın en uzun süreli ilişkisidir ve Light My Fire: My Life with the Doors adlı Doors belgeselinde sıkça söz edilir.

Pamela, Jim Morrison ile 1966’de Los Angeles’ta Doors kariyerine yeni yeni başladığında tanışmıştı. Hiç evlenmemelerine rağmen Pamela, sıklıkla Morrison soyadıyla anılır.

25 Nisan 1974’te 27 yaşındayken fazla doz eroin alarak intihar etti ve Pamela Susan Morrison adı ile anılarak yakıldı.

Pam & Jim

Pam & Jim

 

Jim Morrison hakkında ilgili diğer yazılarımız : 

The Doors / Jim Morrison 1943-1971 (Lizard King)

 Cimetière du Père-Lachaise Mezarlığı / Paris

Bir efsane/ The Doors/ Jim Morrison

Otel odasında tükenen efsaneler

The Doors – The Crystal Ship (1967)

The Doors – Love Street (Senfonik versiyon Nigel Kennedy)

 Jim Morrison – The Doors Belgeselini izlemek için buraya tıklayın.

 

 

 

 

Aşk sokağında yaşıyor,
Aşk sokağından bir yere ayrılmıyor,
Bir evi ve bahçesi var,
İçinde neler olduğunu görmek isterdim.

Onun elbiseleri, onun maymunları var,
Elmas kakmalı tembel dalkavukları var,
Bilgeliği var, bilir ne yapacağını,
Ben ve sen ona aitiz.

Bilgeliği var, bilir ne yapacağını,
Ben ve sen ona aitiz.

Bilgeliği var, bilir ne yapacağını,
Ben ve sen ona aitiz.

Aşk sokağında yaşadığını görüyorum,
Yaratıkların buluştuğu bir dükkan var orada,
Merak ediyorum orada ne yapıyorlar,
Yazları, pazarları ve hatta bütün yıl.
Sanırım bir hayli hoş olmalı.

Aşk sokağında yaşıyor,
Aşk sokağından bir yere ayrılmıyor,
Bir evi ve bahçesi var,
İçinde neler olduğunu görmek isterdim. 

 

Bu son, güzel arkadaş,
Bu son, tek arkadaşım,
Özenli planlarımızın sonu,
Ayakta duran her şeyin sonu,
Son.

Güvenlik ya da şaşkınlık yok,
Son,
Bir daha asla gözlerinin içine bakmayacağım.

Düşünebilir misin, ne olabilir acaba,
Öyle sınırsız ve özgür,
Umutsuzca, gereksinir bir yabancıya,
Çaresiz bir ülkede.

Bir roma acısının vahşetinde kayıp,
Ve tüm çocuklar şuursuz,
Tüm çocuklar şuursuz;
Beklerken yaz yağmurunu,
Kasabanın sınırında tehlike var,
Kralın otoyolunu kullan.
Altın madeninde tekin olmayan görüntüler;
Bebeğim, batıya giden yolu kullan.

Yılanı sür,
Yılanı sür.
Göle kadar,
Göle kadar.

Eski göle, bebeğim,
Yılan uzun,
Göle kadar,
Göle kadar.

Eski göle, bebeğim,
Yılan uzun
Yedi mil,
Yılanı sür.

Yaşlı,
Ve derisi soğuk.
Batı en iyisi,
Batı en iyisi,
Gel buraya, gerisini biz hallederiz.

Mavi otobüs bizi çağırıyor,
Mavi otobüs bizi çağırıyor.
Şoför, bizi nereye götürüyorsun?

Katil gün doğmadan uyandı,
Çizmelerini giydi,
Eski dehlizlerden bir surat kopup geldi,
Koridorda inmeye devam etti.

Kız kardeşinin yaşadığı odaya gitti,
Ve sonra erkek kardeşine uğradı,
Ve sonra koridorda inmeye devam etti.
Ve bir kapıya geldi, ve içeri baktı;

“evet oğlum?”
“seni öldürmek istiyorum,
Anne, seni ise…”

Hadi bebek, bizimle şansını bir dene
Hadi bebek, bizimle şansını bir dene
Hadi bebek, bizimle şansını bir dene
Ve mavi otobüsün arkasında buluş benimle.
Mavi, yaşa!, çevresinde…
Hadi mavi otobüs,
Hadi…
Hadi, evet…
Evet, evet,
Evet, evet,
Evet, evet.

Bu son, güzel arkadaş.
Bu son, tek arkadaşım,
Son.

Seni rahat bırakmak acı veriyor,
Ama asla peşimden gelmeyeceksin.

Kahkaha ve beyaz yalanların sonu,
Ve ölmeye çalıştığımız gecelerin sonu.

Bu son.

“Sadece düşle, Jimmy. Hepsi bu. Sadece bir rüya…” Pamela Morrison  

“Bu akşamki program yeni değil.
Bu eğlenceyi defalarca gördünüz.
Doğum, ölüm ve yaşamınızı gördünüz. morrisons
Gerisini hatırlarsınız.
Öldüğünüzde, yaşamınız nasıl görünecek?
Filmi yapılabilecek kadar güzel olacak mı?”

“Seremoni başlamak üzere..
Tanrı’nın kayboluşu ve kederden bahsetmek istiyorum.”

Nietzsche der ki ;
“Tüm büyük şeyler, insanların
kalbinde iz bırakabilmek için korkunç ve gaddar maskelerini takmalıdırlar”

“Bu dünya, bir enerji canavarı.
Başlangıcı ve de sonu yok.
Ayrıca, ne bir artış ne de kazanç var.
Hiçbir şey söylemiyor.
Bu dünya.
Bu dünya güç arzusundan…
başka bir şey değil.
Gösteriş dolu.”

“Korkunç, heyecanlı ve solgun
yüzlü ölümün garip bir anda
nasıl geldiğini biliyor musun?
habersizce,plansız bir kabus gibi
seni yatağında rahatsız eden…
Ölüm hepimizi meleğe dönüştürür ve
ve bize meleklerin kanatlarını verir.
Bizim omuzlarımız
kuzgunların pençeleri gibi olur.
Ne daha fazla para ne de fiyakalı giysiler.”

Bizi parçalanmış bahçeye almak için
orada bekliyorlar
Korkunç, heyecanlı ve solgun
yüzlü ölümün garip bir anda
nasıl geldiğini biliyor musun?

Habersizce, plansız bir kabus gibi..
seni yatağında rahatsız eden
ölüm hepimizi meleğe dönüştürür ve
bize meleklerin kanatlarını verir.
bizim omuzlarımız kuzgunların
pençeleri gibi olur.

Ne daha fazla para ne de fiyakalı giysiler.
ensest ilişkiyi çenesinde görünene kadar
öbür dünya istediği uzaklığa çoktan ulaşır.
ve doğal kanuna olan itaatini de kaybeder.
Ben gitmiyorum..
Arkadaşlarımın verdiği partiyi
büyük bir aileye tercih ederim.”

The Severed Garden – Jim Morrison (1943 – 1971)

THE END! We miss you..

10347499_10152301334698412_3537178107320753469_n

Share.

About Author

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn