escort bayanlar ankara escort,

izmir escort bursa escort izmir bayan escort istanbul escort antalya escort izmir escort bayan izmir escort bursa escort bursa escort kızlar istanbul escort bayan gaziantep escort istanbul escort istanbul escort kızlar istanbul escort

En Başta Benim Şiirim Sürgünlüktür, Kendi Kendinin Sürgünü – İlhan Berk

0

“Kendi  yurdunda uzun süre sürgünde yaşamış biri için” diye imzalamış Nedim Gürsel, “Uzun Sürmüş Bir Yaz“ı  bana. Önceleri ağır bir tümce gibi  geldi bu. Bir kişinin kendi yurdunda bir sürgündeymiş gibi yaşaması dayanılır şey midir? Bu hele bir ozansa! Ama sonra iyice düşününce alıştım buna, alıştım  çünkü acı bir gerçeği de vurguluyordu. Öyle ya bunca zamandır yazıyorum, kaç  kişi biliyor beni? Daha önemlisi yazdıklarımı ne denli iletebilmişim, ne denli  yanıtlar bulmuş? Kimi sevinçler, kimi duyarlıklar, erdemler getirmişsem bunlar  paylaşılmış mıdır? Bir karşılık bulmuş mudur? Böylece adımı kazabildim mi? Böyle  deyince, bunları düşününce sürgünlüğümü kavrayıverdim. Değil mi ki yayımladığım  kitaplar hemen hemen satmamıştır; uzun boylu bir ilgi de uyandırmamıştı; ya da  pek az kişide yanıtlar bırakmıştır (bu pek az kişi de ozanlardır çoğunlukla,  başka sürgünler yani), öyleyse niçin alınmalıyım, niçin ağır gelmeli bu? Değil  mi ki bilinmiyor, paylaşılmıyorsun. İşini, yazmak denen işini yeryüzünün en  güzel işi bilen, onsuz edemeyen biri için sürgünlük değil de nedir bu? İşte bu  varsayımları sıralayınca kavradım sürgünlüğümü.

Öte yandan,  sorunun bir başka yönü de var: Çoğunlukça bilinmek, anlaşılmak; dahası paylaşılmak için ben ne yaptım? Çoğunluğun hangi duyarlıklarına katıldım,  deştim, yaydım onları? Sürgünlüğümden kurtulmak, anlaşılmak için ne gibi çabalar  gösterdim? Anlatmak, duyurmak istediklerimi anlatırken niçin kara kamunun  anlayacağı biçimde anlatmadım? Hep kendi anlatmak istediğim biçimi seçtim, bir  ona bağlı kaldım, ona güvendim? Bir lonca, bir azınlık adamı seçtim, ancak  loncanın üyelerine seslenmekle yetindim? Duvarlarımı, surlarımı, köprülerimi  buna göre kurdum, buna göre attım? Yani bir cehennem yaşamını! Yaşam diye ona  baktım, onu gördüm. O halde bu sürgünlüğü, bu cehennemi kendi elimle seçtim ben.  Bunu hak ettim, kısaca. Bütün in adamları gibi, inimi kendim kurdum. Kendi  kendimi sürgün ettim. Salt o azınlıkla, salt onunla yetindim, onunla gönendim.  Böylece yeryüzünde kendi de sürgün olan o azınlığa bağlandım.

Peki bu  inde, bu sürgünde kimler var?
Bu  azınlık denen cehennemde? Stendhal’in “Mutlu azınlık’1 dediği, onlar için  yazdığını söylediği cehennemde? Her şeyden önce de ben bu azınlığa niçin  seslendim? Kimler bunlar? Her ülkede bir avuç insan: Bir yalnızlar taburu.  Çalışan, düşünen, yaratan. Daha çalışmaları, daha düşünmeleri, yaratmaları çoğunlukça kabullenmemiş, bunun için yalnız olanlar! Yine bu yüzden kendi  yurtlarında da sürgün yaşayanlar! Sen, ben, o. Kendi yurtlarında kara kamuyla  hesaplaşanlar, çarpışanlar, birtakım duyarlıkları, erdemleri, güzellikleri  paylaşmak için didinenler. En iyiyi, en güzeli arayanlar! Stendhal’in de, bütün  sürgün yazarların da “Mutlu azınlık” dediği bu elbet. Gözlerinde, yüreklerinde  büyüttükleri bu. Dün homeros’ların. Mevlâna’ların. Dantelerin, Ronsard’ların  dayanağı, bugün artık bir çoğunluk olan, bir avuç mutlu azınlık! Yine yakın  zamanların, Dostoyevski’sinin, Joyce un, Kafka’nın bugün daha bir büyüyen  azınlığı! Yine yeryüzünün en büyük sürgünü olan, bu dünyada yaşamadığımızı söyleyen, çağını bir avuç azınlığa katiller çağı olarak niteleyen Rimbaud’nun  dünkü azınlığı!

Bunları düşününce kimi yaratıcıları kendi ülkelerinde sürgün olarak düşünmek doğaldır,  diyorum. Hele ozanlarsa bunlar. Ozanları başa koyuşumun nedenleri var elbet. Şiir sürgünlüktür çünkü. Hiç değilse şiiri ben sürgünlük diye anlıyorum. Kimi  ozanlar kendi ülkelerinde kendilerini sürgün etmiş insanlardır. En başta benim şiirim sürgünlüktür. Hemen hemen orta hiç bir şeyi paylaşmamış, orta bir alan  aramamış, orta bir alana akmamış, bir şiirdir çünkü. Orta duyarlıklara  yanaşmadığı için de yalnızdır, yalnızsa. Bilinmek ürkütmüş gibidir onu. Bu  yeryüzünde paylaştığı şey de böylece sürgünlük olmuştur. Yani kendi yurtlarında  bir sürgün yaşamı sürenlerin yanında olmuştur daha çok. Bunun için böyle bir şiiri de ancak sürgünler değerlendirir. Sürgünlüğümü doğal buluşum bundandır.  Bir değeri varsa bu yüzdendir: Kendine sadık kaldığı için, başka yol, yöntem  bilmediği için. ödüne yanaşmadığı, borç yaşamayı yeğlediğin-dendir. Durgunluğu,  gizli gizli akması, utangaçlığı bundandır. Bağırmaması, alanları yadsıdığından  değil, onlara sahip çıkmak içindir.

Yerimi  böyle saptayınca benim için yapılacak tek şey kalıyor: Sürgünlüğüme daha bir  sarılmak, onu daha bir korumak. Ancak böyle yaptığım, yalnızlığımı ancak böyle  pekiştirdiğim zaman, sürgünlüğüm bir anlam kazanacaktır. Değil mi ki kara  kamuyla bağlarımı koparmışımdır, orada büyüyecek, dalbudak salacak hiç bir şey  bulmuyorumdur; öyleyse kendi adamı, adamın bütün toprağını sürmeliyim,  yağmurlarını, güneşlerini büyütmeliyim, surlarını çıkmalıyım, Hem bütün şiir  tarihi böyle adalarla dolu değil mi? Yeryüzünün yüreği ilkin oralarda çarpmıyor  mu? İlk cemreler oraya düşmüyor mu? Dünyamızı onların sürülmüşlüğü büyütmüyor  mu? Yeryüzünün yaşanırlığı, vazgeçilmezliği, sevinci onlarla çoğalmıyor mu? Bu  yüzden yeryüzünde sürgünlüğü en çok seçen ozanlar değil midir? O sürgün  adalardan kurulmamış mıdır dünyamız?.. Dünün çoğu ozanları bugünkü yerlerini  böyle saptamadılar mı? O azınlık adalarından, o azınlık adalarının halkları olarak aramıza karışmadılar mı? Böylece de halk olmadılar mı? Sonrada  sürgünlüklerini kimin adına taşıdıkları böyle belli olmadı mı? İşte bunun için  kimi zaman ozanlık sürgünlük, sürgünlüğü seçmedir diyorum.

Nedim  Gûrsel’in tümcesinden benim sürgünlüğüm bitmiş gibi de bir anlam çıkıyor: “Kendi  yurdunda uzun zaman sürgünlüğü yaşamış” diyor çünkü. Bana sorarsa ben bunun  bittiğini hiç sanmadığımı söyleyeceğim. Ben o küçük adalardayım hâlâ. Bununla ne  yeriniyor, ne de göneniyorum. Yalnız orada olduğumu biliyorum. Bunu bildiğim  için de bir yalnızlık çekmiyorum. Bu adada yalnız değildim çünkü; benim gibi  daha niceleri var. Hep birlikte takımadalar oluşturuyoruz: Adalar halkı olarak.  Bunun için yalnızlık çekmiyoruz, yalnız değiliz. Hem öyleleri de var ki, adaları  şimdiden bir dünya olmuş, çok eski bir halk oluşturmuşlar, buğdayı, ovaları, nehirleri olmuşlar halkın. Sesleri dünyayı tutuyor, öylesine çoğalmışlar,  kalabalıklaşmalar. Sökülmüş sürgünlükleri: Hepimiz olmuşlar.

İlhan Berk
12 Aralık 1977
Kendi Kendinin Sürgünü

 

cafrande.org

Share.

About Author

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn fuck you google, child porn